490 dakika okundu
25 Mar
ZONGULDAK İSİMLER SÖZLÜĞÜ


Fatma Şakir Memik

Osmanlı'da ilk kız okulu 1853 yılında açıldı. Dünya'da neredeyse eş zamanlı kimlik bilincinin ortaya çıkışı ile aile devleti olan Osmanlı Devleti'nde Türkçülük yükselmeye başladı.
Tarihler boyunca Türk kadını, erkeklerin yanında ön plana çıkmıştı. Birinci Dünya Savaşı ve ardından Kurtuluş Savaşı’nda da Türk kadını erkeklerle omuz omuza vatan savunmasında yer aldı.

Cumhuriyetin kurulmasından sonra 1923 yılında yapılan ilk meclis seçiminde bile , mümkün olmamasına rağmen, Kurtuluş Savaşı Kahramanı Kara Fatma gibi bazı kadınlara oy atıldı.
1930 yılına kadar kadınların seçme ve seçilme hakkı mecliste çok tartışıldı. Sonunda, 1930 yılında belediye seçimlerinde kadınlara seçme ve seçilme hakkı tanındı. Türkiye'de ilk defa belediye başkanlığına bir kadın seçildi. İlk kadın belediye başkanı , Artvin'in Yusufeli İlçesi Belediye Başkanlığına seçilen Şadiye Hanım’dır
5 Aralık 1934’te kadınlara TBMM için seçme ve seçilme hakkı verildi.
Mustafa Kemal Atatürk aslında meclise 40 kadının girmesini istemişti ama meclis bunun 17 kadın ile sınırlı kalmasını isteyince, listeler ona göre hazırlandı.
Bizzat Mustafa Kemal'in belirlediği bazı adaylar vardı. Mesela sadece bir kaç sene önce okuma yazma öğrenen Hatı Çırpan. Atatürk tarafından aday gösterildi.
İddiaya göre Mustafa Kemal'in bir gezisi sırasında , kendisine doğum tarihini sorduğunda cevabı 19 Mayıs 1919 olarak vermişti. Ayrıca eşinin Sarıkamış'ta şehit olduğu ve Kurtuluş Savaşı’nda gösterdiği cesaret ve köyünde muhtar seçilmesi ile Satı Hanım, Mustafa Kemal'in dikkatini çekmişti. Yine iddiaya göre Atatürk , Satı ismini Hatı olarak değiştirmişti.
1935 yılında yapılan seçimlerde meclise giren 17 kadının çoğu yüksek tahsil görmüş , eğitimci kadınlardı. İçlerinde sadece bir doktor vardı. Zonguldaklı Fatma Memik.
Zonguldak'ın Safranbolu köyünde doğan Fatma Şakir Memik, 8 yaşında babası ile İstanbul'a göçmüş , Bezm‐i Alem Valide Sultan Kız Lisesini ve Darülfünun Tıp Fakültesi’ni bitirmişti .
Tıp Fakültesi'nden birincilikle mezun olmuş ve Heybeliada Gureba Hastanesi'nde doktorluk yapıyordu.
1935 seçimlerinde Zonguldak'ta 10 vekil aday vardı. Bunların hepsi erkekti. Zaten erkek şehrinde kadının adı siyasette geçmezdi bile. Hiç bir zamanda geçmeyecekti zaten.
13 kadın aday , memleketlerindeki örgütler tarafından belirlenmişti fakat ,Atatürk'ün belirlediği 5 kadın vardı. Bu adaydan biri Fatma Mekik idi. Onun doktor olması ve meclisteki çalışmalarda sağlık komisyonlarında yer alması için seçildiği tahmin ediliyor.
Fakat Fatma Mekik'in aday yapılmasından kendisinin bile haberi yoktu. 17 kadın adayın listesi , gazetelerde yayınlandığında, gazete sütununda kendi ismini görünce çok şaşırmış ve çok heyecanlanmıştı.
Zonguldak'ta erkeklerden sıra gelmeyeceği için Atatürk onu Edirne'den aday göstermişti. Böylelikle Cumhuriyet tarihine geçecek ilk kadın milletvekilleri arasında bir Zonguldaklı kadın meclise girmiş oldu.
Bu Zonguldak için gurur verici olmasına rağmen , Fatma Mekik'in Zonguldaklı olduğu ancak yıllar sonra hatırlandı. Milletvekili olarak bölgeye geldiğinde kendisine Zonguldaklılar sevgi gösterisinde bulundu.
1936 yılında yapılan ara seçimlerde bir kadın vekil daha meclise girmesi ile kadın vekil sayısı 18'e yükseldi.
1950 yılında ise Eski Zonguldak Belediye Başkanı ve maden şirketi sahibi Maksut Çivi'nin genel seçimlerde Zonguldak milletvekili seçilmesi fakat seçim günü vefat ederek seçildiğini öğrenemeden ölmesi , kızı Edibe Sayar’ın bir sonraki seçimlerde milletvekili seçilmesine neden oldu. Böylelikle 1954 yılında Zonguldak'ı temsilen ilk defa meclise kadın milletvekili girdi. O da, babasının Demokrat Partisi'nin Zonguldak teşkilatının kurucusu ve bir önceki seçimde yaşanan acı olay hatırana olmuştu. Yoksa Zonguldak’ta bir kadına, erkeklerden sıra gelmezdi.
Erkek hakimiyeti olan Zonguldak'tan çıkan bu iki kadın , Türkiye'nin modernleşmesinde önemli adımlar atmış ve çocuk ve kadın eğitimleri üzerine kanun teklifleri vermiştir. Türk kültürü ve milli şuur üzerine milliyetçi yol çizmişlerdir.
1948 yılına kadar milletvekili olan Fatma Mekik'in Erzincan depremi sonrasında gösterdiği çaba ayrıca takdire şahandır.
Ne yazık ki ; ilk kadın milletvekilimiz Fatma Mekik'in meclise girmesinden 90 yıl geçmesine rağmen , 31 Mart 2024 tarihinde yapılacak belediye seçimlerinde bile Zonguldak’ta kadınlar yine geri plana atıldı. Bildiğim kadarı ile Zonguldak Belediye Başkan adayı olarak sadece bir kadın aday var. O da seçilemeyecek bir yerden.
Cumhuriyet'in kurucu partisi CHP'de bile Zonguldak'ta bu zamana kadar belediye başkanlığı için hiç bir kadın aday gösterilmedi.
Bakmayın siz 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde kutlama mesajlarına, CHP Zonguldak teşkilatının belirlediği belediye meclis üyeliğinde bile 25 adaydan sadece üçü kadın .

Hayati Yılmaz ile
Zonguldak Tarih 

Drahşan Arda.

Erkek şehri olarak bilinen Zonguldak'tan nice başarılı kadınlar çıkmıştı. İlk kadın matematik profesörü Selma Soysal veya Zonguldaklı Fatma Mekik, 1935 yılında TBMM'de ilk kez görev alan 17 kadın milletvekilinin arasına girerek tarihte yerini aldı. Türkiye'nin ilk kadın büyükelçisi Filiz Dinçmen...
İlkleri yaşatanlar bunlarla sınırlı değildi.
1945 yılında Edirne'de doğan Draşan Arda, 1960'lı yıllarda Zonguldak Kozlu Atatürk İlkokuluna öğretmen olarak atandı. Lise yıllarında , voleybol ve basketbola eğilen Arda, Zonguldak'ta öğretmenlik yaparken ilginç bir karar aldı. Zonguldak'ta 5–26 Kasım 1967 tarihleri arasında , Tarık Yamaç'ın açtığı Futbol Hakemlik Kursunu bitirerek hakemlik belgesini aldı. Yönettiği ilk karşılaşma Demirçelik Karabük ile Jandarma Gücü arasında oynanan Zonguldak bölgesel lig maçı idi. Bu maça yardımcı hakem olarak çıktı.
Bu maçı şöyle anlatıyor.
“İlk maçım, Karabük Demirçelik ile Jandarmagücü arasında oynanan klasman yükselme karşılaşmasıydı. Ne kadar önemli bir karşılaşma olduğunu sonradan öğrendim. Nitekim heyecanım nedeniyle ilk yarı boyunca sağa sola koşmaktan başka bir şey yapamadım. Fakat maçın orta hakemi rahmetli Samim Arman, yan hakem olduğum bölüme sık sık gelip ‘Drahşan, iyi olacak’ diye beni cesaretlendirdi. İkinci yarıda daha iyiydim.”
1968 yılında ilk kez orta hakem olarak yönettiği maç, İstanbul Mithatpaşa Stadı'nda Galatasaray’ın unutulmaz ismi Ahmet Berman’ın 26 Haziran 1968 tarihli jübile maçı idi. Fenerbahçe’nin yıldızları Selim Soydan, Ercan Aktuna ve Yılmaz Şen, Galatasaray forması ile sahaya çıkmaya hazırlanıyordu. Rakipleri Şöhretler Karması ise Can Bartu, Metin Oktay ve Lefter Küçükandonyadis gibi top sanatkarlarına sahipti. Gün boyu yağan yağmur, İstanbul seyircisini biraz durdursa da Mithatpaşa Stadı önemli günlerinden birine daha tanıklık edecekti. 20.30’daki karşılaşma öncesinde sahaya Ekrem Kurt’un yer aldığı Jokeyler ve Öztürk Serengil önderliğindeki artisler takımları çıktı. Bu mücadeleyi yönetecek hakem de en az onlar kadar ilgi çekiciydi: Türkiye’nin ilk kadın hakemi Drahşan Arda.
Daha önce 1985 yılında ilk Türk Kadın Hakem olarak Elmas Arabacı kabul edilmişti.
Ancak, 13 Aralık 2018 tarihinde FIFA'dan gelen mektupta, dünyanın ilk kadın hakemi olarak kendisine ünvan verilmişti.

1972 yılında Almanya'ya yerleşen Drahşan Arda , Almanya'da 30 yıl hakemlik yapmış.
30 yılın ardından, bütün hakemlik malzemelerini fakir çocuklar yararına açık artırmaya çıkarmış, Sonrasında, yedi yıl Bavyera Futbol Federasyonu Disiplin Kurulu’nda görev yapmış.
Fotoğrafta sağ üst köşede, kurs hakemi Tarık Yamaç kendisine ders verirken arkada da Kömürspor flaması gözüküyor.

Hayati Yılmaz ile
Zonguldak Tarih 

Orhan Taylan

1 Mayıs bayramlarının ünlü pankartlarını yapan Orhan Taylan vefat etti.
Orhan Taylan, geçmişte Zonguldak’la derin bağlantıları olan bir insandı.
Dedesi, Zonguldak Maadin Mektebi Müdürü Refik Fenmen idi . Ayrıca Fenmen Zonguldak madenlerinde Umum Müdürlüğü yapmıştı.
Refik Fenmen ise ; bir zamanlar Osmanlı’da Padişahı tahtan indirecek kadar kuvveti olan Mithat Paşa”nın torunuydu. Mithat Paşa Türk halkının ilk anayasasını yazan kişiydi, Zonguldak'ta adı bir mahalleye verildi.
Orhan Taylan’ın annesi, Zonguldak Maden Mühendis Mektebi Müdürü Refik Fenmen’in kızı Seniye Taylan’ın çocukluğu Zonguldak’ta geçti. Aile 1932 yılı sonlarında , okulun kapatılması ile Zonguldak’tan ayrıldılar.

Fakat torun Orhan Taylan’ın yolu 44 yıl sonra Zonguldak”la bir kez daha keşişti.
1 Mayıs 1976`da Zonguldak Genel Maden İşçileri Sendikası bir pankart hazırlanmasına karar verdiler. Gece yarısı Orhan Taylan`a telefon ettiler. Pankartı sabaha kadar hazırlamasını söylediler. Bir saat gibi kısa zamanda pankartı hazırlar. Hazırladığı pankartta “biraz acele çizimden dolayı uyumsuzluk olsa da, sabah teslim eder. Bu pankart işçinin iki eli üzerinde tuttuğu dünya figürüdür. Taksim Meydanı‘nda asıldığında pankart çok beğenilir.

Kendisinin hatalar var dediği pankart,1978`de Prag`da düzenlenen Uluslararası Sendikalar Birliği yarışmasında birinci seçilir.
Ertesi sene 1977`de bir pankart daha hazırlar. Bir eli zincire vurgun bir elinde bayrak olan işçi figürü de çok beğenilir. Bu pankartı bir günde hazırlamış, bu sefer öğrencilerde hazırlanmasında katkı sağlamıştır.
Zonguldak Maden-İş Sendikası 1980’ de bir pankart daha yaptırır.
Artık bu pankartlar, 1 Mayıs bayramının simgesi haline gelir.

Büyük büyük dedesi Mithat Paşa,1881`de idama mahkum edilmişti. Torunu Refik Fenmen doğduğunda Mithat Paşa hapisteydi.

Aradan 100 sene geçtikten sonra Mithat Paşa`nın torununun torunu Orhan Taylan 12 Eylül 1980`de darbe olduğunda aranan listedeydi. Eşi hamileyken bir süre saklandı, 1981'de , oğlu doğduktan hemen sonra gidip teslim oldu.

Refik Fenmen Zonguldak`ta kaldığı sürece , edindiği tecrübe ile burada kok kömürün atıklarını da kullanarak oluşturacak bir sistem ile santral kurulabileceğini , bunun da en iyi yerin Çatalağzı olduğunu söylemiştir.Bu fikirlerini yazdığı kitapta bahsedince , 1948’de santral onun belirlediği yere kurulmuştur.

Zonguldak'ın değeri Refik Fenmen'in torunu olan Orhan Taylan dün vefat etti.

Memlekete kattıkları değerlerden dolayı şükranlarımızı sunar , hepsine Allah’tan rahmet dileriz.

Hayati Yılmaz ile
Zonguldak Tarih 


Ahmet Nusret (DOĞRUER) KİMDİR ?

Tesalya Yenişehir'in ileri gelenlerinden Mehmet Şevki Efendi ile Resmiye Hanım'ın oğludur. 1881 yılında Fener Yenişehir'de doğdu./ yıllık İzmir İdadisinde orta ve lise eğitimini tamamlar. Temmuz 1904'de, Mülkiyenin yüksek kısmında peki ile mezun olur. Eylül 1904'de tayin edildiği Dahile Nezareti Mektubi Kalem-i katipliğinde görev alır.
Nisan 1906'da İzmir Vilayeti Maiyet Memurluğunda stajını bitirip Kaymakamlığa terfi eder. Eylül 1909'da Pasinler, Temmuz 1910'da Tercan, Mayıs 1012'de Marmaris, Ağustos 1916'da Mülkiye Müfettişliğine atanır.
Mülkiye Müfettişi iken 1920'de Kuva-i Milliye emrine girer. Eylül 1920'de Zonguldak Mutasarrıflığına atanan Ahmet Nusret Bey , Alemdar gemisi olayında Zonguldak Mutasarrıfıdır. Zonguldak'ta Fransızlar ile anlaşma yaparak Alemdar gemisini Fransızların ablukasından kurtarır. Ve Ereğli'de tutulan Fransız esirleri salıverme şartı ile Fransızların Zonguldak'ı bombalama kararını kaldırtır. Ahmet Nusret Bey aynı zamanda Zonguldak'ın ikinci Mutasarrıfıdır. İlk Mutasarrıf Ahmet Cevdet Bey 2 Ağustos 1920'de görevden ayrıldıktan sonra Zonguldak'a atanmıştır. Ahmet Nusret Bey Zonguldak'taki görevini 23 Haziran 1921'e kadar sürdürür. Daha sonra sırası ile; Kozan Kaymakamı , Manisa ve Kütahya Valisi olur. 1933'de Danıştay üyeliğine seçilir.1947 yılında emekli olur.
Ahmet Nusret Bey, Ekim 1967'de vefat eder.

Hayati Yılmaz ile
Zonguldak Tarih

Zonguldaklı ressam Aydın Yılmaz’ın yaptığı Alaplı manzaralı tablosu.
1946 Zonguldak ın Alaplı İlçesi Kılçak Köyünde doğan Yılmaz, daha ilkokulda iken yapılan bir resim yarışmasında 1. likle ödüllendirildi.
1959- 1966 Kastamonu Göl İlköğretim Okulu yıllarında desen olarak kendisini yetiştirdi. Yine aynı yıllarda yaptığı ATATÜRK portresi yine 1. likle ödüllendirildi.
1967-1970 görev yaptığı yerlerde oraların doğal güzelliklerini tuvaline aktarmaya çalıştı.
1973 -1974 Eğitim Öğretim yılında Ankara Gazi Eğitim resim bölümüne girdi .
1974- 1976 Ankara Devlet Güzel sanatlar Galerisinde art arda üç kez .UNICEF (Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu) ile İzmir karma sergilerine katıldı. Alaplı İlçesinde yılın öğretmeni seçildiği 1990 yılında ilk kişisel sergisini açtı.
19 mart 1999 Kdz. Ereğli öğretmenler arası yapılan yarışmada birincilikle ödüllendirildi.
Aydın Yılmaz ın 5 adet tablosu dönemin devlet büyüklerinde bulunmaktadır.
Bu güne kadar 50 nin üzerinde karma sergiye katılmış ve 12 Kişisel sergi açmıştır.
2016 yılında 4. Uluslararası Köroğlu Festivali kapsamında yapılan resim yarışmasında mansiyon ödülü almıştır.

Kaynak : Ressam Aydın YILMAZ
Hayati Yılmaz ile
Zonguldak Tarih 


Hüseyin Hüsnü Berker 


Bir kaç hafta önce ''Zonguldak Valilik Wep Sayfasında Eksik Olan Valiler Var' adlı yazımda ilk üç valinin isimleri olmadığını gördüğümde , isimlerini yazmıştım. Bunlardan ikisinin ismini ben vermiştim. İlk atanan valinin isminin Hüseyin Hüsnü olduğunu ama bu vali hakkında herhangi bir bilgiye ulaşamadığımı yazmıştım. Ve bu valiyi araştırmaya devam etiğimi belirtmiştim.

Yaptığım araştırmalar sonucunda Hüseyin Hüsnü Bey'in , Hüseyin Hüsnü Berker olduğunu tespit ettim.
Hüsnü Berker , Zonguldak 1 Nisan 1924 tarihinde il olduktan yaklaşık bir ay sonra atanıyor. Hüseyin Hüsnü Bey, Zonguldak'ın son mutasarrıfı İbrahim Halil Paşa'dan görevi alıyor.

Kastamonu'nun Daday ilçesinde 1881 yılında doğdu. Babası Kastamonu'da Çiftçilik ile uğraşan Ahmet Ağa'dır.
Mülkiyet Okulu`ndan (Siyasal Bilgiler Fakültesi) mezunu olan Hüsnü Bey aynı yıl Kastamonu Maiyet Memuru olarak stajını yapar. Sırası ile ; Fransız Öğretmenliği, Kastamonu Evkaf Müdürlüğü ,Baş Katiplik, Gerede , Düzce Kaymakam Vekili, 1909 yılında Devrek Kaymakamı olmuş.
Hüseyin Hüsnü bey Kurtuluş Savaşı süresince Kastamonu'da Kuva-i Milliye adına çeşitli görevlerde bulunuyor. Safranbolu Kaymakamlığına atanan Hüsnü bey daha sonra Erzincan Valisi olmuştur. Zonguldak il olunca , 1924 yılında Zonguldak'a vali olarak atanır. Fakat bu sırada rahatsızlığından ötürü valilik görevini sadece 6 ay sürdürür. yerine Mustafa Reşat Mimaroğlu gelir.. Atatürk'ün 1925'te Şapka Devriminde ,Kastamonu ziyaretinde Atatürk'ü karşılayan ekibin başındadır.
Mustafa Reşat Mimaroğlu'nun Adana Valiliğine atanmasından sonra Hüsnü Berker 26 Aralık 1925 tarihinde Zonguldak Valiliğine tekrar atanır. 1927 yılında da Aydın valiliğine atanır.1930 yılında Gümüşhane Valilisi olur. 1932 yılında Devlet Şurası Azalığına getirilir. Bu görevde 14 sene kaldıktan sonra 1946 yılında emekli olur. Evli ve 4 çocuğu bulunan Hüseyin Hüsnü Berker 4 Mayıs 1971 tarihinde vefat eder.

Zonguldak'ın ilk valisi olması bakımından, oldukça önemli olan Hüsnü Bey'i fotoğrafı ile birlikte bulmak beni heyecanlandırmıştır. Böylelikle tüm valilerin fotoğrafları tamamlanmış oldu.
Fotoğrafta , Zonguldak'ın ilk Hükümet Konağı görünüyor. Burası şu an yeni AVM yakınında Nergis Park'ın olduğu yerdir.

Hayati Yılmaz ile
Zonguldak Tarih 

Heneti Kralı Pylaimenes

Antik dönemde Batı Karadeniz'de , Bartın Irmağı ile İnebolu arası Heneti Bölgesi olarak geçer. Heneti aslında Pafyagonya içinde bir eyalettir. Ayrı bir krallık olarak yönetilse de ,Pafyagonya Krallığına bağlıdır.
Heneti'nin kralı Pylaimenes aslında Pafyagonya'nın saygın kralı Phineus ile akraba olduğu iddia edilir.
Pafyagonya Krallı Phineus'un kızı Olizone, Dardanus ile evlenmişti. "Dardanus " ismi aslında tanıdıktır. Çanakkale Boğazı'nın antik ismi Dardonus'tur. Truva Savaşı ile ilişkilidir.
Tarihte Heneti Bölgesinin ismi Truva savaşı ile ünlenmiştir.
Batı Karadeniz'de yaşayan Henetilerin , Çanakkale Boğazı'nda gerçekleşen Truva Savaşı’nda ne işi var ?
Şimdi bu karışıklığı biraz açalım.
"Pafyagonya Krallı Phineus'un kızı Olizone, Dardanus ile evlenmişti" demiştik. İşte Kral Phineus, Heneti'nin kralı Pylaimenes'ten bölgeye gitmesini istemiştir. Dardanos’un torunu İlus Troya kentini kurmuştur.
Pylaimenes ve Henetiler katırlarla bölgeye gider .Kral Pylaimenes bu savaşta ölür. Henetileri de Adriyatik Denizine sürerler. İddiaya göre Henetiler, Venedik'e yerleşirler ve bu şehrin adını Venedik koyarlar.
Aslında Henetiler Yunan değildir. Bölgeye Keltlerle (Orta Avrupa) geldikleri düşünülebilir. Truva'ya destek vermeleri tamamen Olizone'nin eşi Dardanus ile akrabalık üzerine destek çıkmalarından kaynaklanır.
Pafyagonya sikkelerine bakıldığında simgeleri öküzdür. Paranın arka kısmında da bir arma yer alır. Bu arma çift başlı yılan ve kanatlı bir kuş simgeler. Geçtiğimiz yıllarda Filyos Kalesine asılan simgedir bu. Lakin Heneti Paraları olarak geçen bu simge Filyos'a ait değildir. Filyos bir dönem Pafyagonya sınırlarında gösterilse de , Tion kalesi Mariandny tarafında kalır. Ayrıca Filyos Kalesi (Tios, Tion, Tieion ) bu hikayede geçen krallıklardan çok sonra inşa edilmiştir. Arada 500 yıllık bir zaman dilimi bulunur. Tion şehri hikayesi M.Ö 700 yıllarda başlar. Truva savaşı ise M.Ö 1200 yıllarında gerçekleştiği düşünülür.
Paralarında Öküz olması bu halkın tarım ile uğraştığını da gösterir. Kim bilir Pafyagonya öküzleri , dedelerimizin bu toprakları sürdüğü öküzlerin atalarıdır.

Hayati YILMAZ
Zonguldak Tarih 




Fatma Varank

17 Ocak 1972 tarihinde Zonguldak’da doğmuştur. Aslen Trabzonludur.
Fatma Varank, 1994 yılında Trakya Üniversitesi Mühendislik Mimarlık Fakültesi Mimarlık Bölümü’nden mezun olmuştur.
1995 – 2001 yılları arasında İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) iştiraki KİPTAŞ’ta 18 bin konut inşaatında Proje Müdürü olarak görev yapmıştır. 2003 – 2009 yılları arasında Türkiye’nin en büyük Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı Şirketi olan Emlak Konut GYO AŞ’nin 30 bin konut inşaatında Müdür Yardımcısı olarak görevde bulunmuştur.
2009 – 2011 yılları arasında TOKİ’de İstanbul Sulukule Kentsel Dönüşüm Projesi Uzmanı olarak çalışmıştır. 2011 – 2015 yılları arasında Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Mekânsal Planlama Genel Müdür Yardımcısı, 2016 – 2018 yılları arasında Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı olarak görev yapmıştır. 23 Temmuz 2018 tarihli ve 30487 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 2018/31 sayılı Atama Kararı ile Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Bakan Yardımcılığı görevine atanmıştır.

Hayati Yılmaz ile
Zonguldak Tarih 

Tevfik Rüştü ARAS


Tevfik Rüştü Bey, Mustafa Kemal Atatürk ile 1904-1905 yıllarında Beyrut’ta Tıp eğitimi alırken, Burç meydanındaki bir kahvede tanışmış, daha sonra 1907 tarihinde Mustafa Kemal , Selanik’teki Ordu Müşirliğinin Kurmay Heyetine nakledilmesi üzerine Şam’dan bu göreve başlamak üzere İzmir’den geçerken ; o sırada İzmir’de bir hastahanede çalışan Tevfik Rüştü Bey ile Konak meydanında bir daha karşılaşmıştır. Tevfik Rüştü Bey Mustafa Kemal'den etkilenmiş ve İttihat ve Terakki Fırkasının Selanik Kongresine kongre üyesi olarak birlikte katılmışlardır. Mesleği doktor olmasına rağmen ; Teyfik Bey'in politika hayatı da böylelikle başlamıştır.
Mondros Mütarekesi’nden sonra İstanbul’a gelen İtilaf Devletleri hükumete baskı yaparak 30 Ocak 1919 tarihinden itibaren Tevfik Rüştü Bey’in de içinde bulunduğu eski ittihatçıları tutuklayıp divan-ı harbe verdirmişler ve 9 Mart’ta da Bekir Ağa Bölüğüne göndermişlerdi. Atatürk, Samsun’a geçmeden önce , İstanbul’da bulunduğu son günlerde Tevfik Rüştü Bey’i ve diğer ileri gelen ittihatçıları cezaevinde ziyaret etmiştir .Tevfik Rüştü Bey bu ziyaret ile ilgili "bu hem sevgi bağını gösterir hem cesaretini... Çünkü o sırada bizi tutukevinde ziyarete gelmek, çıkarken tutukevi kapısının üzerine kapanması tehlikesini göze almak demekti. Ama vefalıdır.
Geldi." demiştir.
1919’da Anadolu’ya geçerek Milli Mücadeleye katılan Aras, 1920 yılında Ankara’da TBMM açıldıktan sonra Muğla’dan milletvekili seçildi. İlk dönemde Kastamonu İstiklal Mahkemesi üyeliğine getirildi.
Atatürk’ün bizzat Ankara’ya çağırdığı ve Tevfik Rüştü Bey’e Komünist partisinin kurulması aşamasında görev verildiği biliniyor. Aslında Türkiye’de kurulan ilk parti olan Komünist Partisi kurucusu Mustafa Suphi olarak bilinir. Mustafa Suphi ve arkadaşlarının kurduğu Komünist Partisi gayri resmi yollarla Bakü’de kurulan başka partidir. Mustafa Kemal'in resmi olarak kurdurduğu parti ise Rus hükumeti ile resmi olarak iyi ilişkiler kurup, Rusların Kurtuluş savaşına destek vermesi için yapılan bu stratejiden ibarettir. Aslında bu strateji bu kadar basit anlatılamaz. Çünkü Atatürk dış politikada devletlerin rejimlerine destek veririz ama asla kendi topraklarımıza onların rejimlerinin etkisi altında bırakmayız “ sözünden anlıyoruz ki : ülkede o sıralarda taraftarı olan komünistlerin aksine Rusya’da yapılacak toplantılara katılması için kontrollü bir parti kurulmuştur. Bu görev de Tevfik Rüştü Bey’in de içinde bulunduğu bir heyete verilmiştir. Tevfik Bey Atatürk’ün ölümünden önce son beş yılın Türkiye Cumhuriyetinin Dışişleri Bakanlığını yapmıştı. Hatay’ın Türkiye’ye katılması sırasında Dışişleri Bakanı idi ve büyük emeği geçmişti.
(Bu konuyu ayrıca merak edip iyice anlamak isteyenler için yazının sonunda kaynak adresleri vereceğim)

TEVKİF RÜŞTÜ ARAS’IN ZONGULDAK İLE NE ALAKASI VAR ?

İsmet İnönü ile Atatürk’ün son dönemlerinde arasının açıldığı ve İnönü’yü görevden aldırması sonrasında Atatürk’ün hastalığında Tevfik Rüştü Aras, İnönü’yü yurtdışına elçi olarak atanması için planlar yapıyordu. Böylelikle Atatürk sonrası İsmet İnönü parlamentoda yer alamayacak ve Cumhurbaşkanı da olamayacaktı. Ama tam tersi oldu. Bu olaydan sonra Tevfik Rüştü Aras’ın siyasi kariyeri de düşüşe geçti. Parlamento dışı kaldı. Cumhuriyet Halk Partisi içinde Adnan Menderes ve Celal Bayar ile birlikte muhalefette yer aldı.
14 Şubat 1945 tarihinde Zonguldak milletvekillerinden Hasan Karabacak vefat edince , yerine geçecek milletvekili için yeni bir seçim yapıldı. Yapılacak olan yeni ara seçimde , bir önceki seçimlerden farklı uygulamalar getirildi. Artık CHP’de herkes aday olabiliyordu. Celal Bayar’ın önerisi ile Tevfik Rüştü Aras Zonguldak’tan aday oldu. Fakat önüne hiç tahmin edemeyeceği bir kişi çıktı.
O zamana kadar Zonguldak’ta babadan tüccar olan Ali Rıza İncealemdaroğlu da adaydı. Babası Zonguldak vilayet meclisi kararıyla Mustafa Kemal Atatürk’ü Zonguldak’a ve Zonguldak’taki kömür havzalarını gezmeye davet eden heyetin içinde yer almıştır. Ali Rıza İncealemdaroğlu ticaretin yanında Zonguldak’ta gazete sahibi idi . Sahibi olduğu Ocak gazetesinde de köşe yazıları yayınlıyordu.
1945 ara seçimlerinde Zonguldak’tan 1 vekillik için 28 başvuru yapılmıştı fakat iki kişi başı çekiyordu. Biri eski içişleri bakanı ve Celal Bayar’ın desteği ile Tevfik Rüştü Aras, diğeri ise varlıklı olmasından dolay Zonguldak’ta kitleleri etkisi altına alabilecek Ali Rıza İncealemdaroğlu. Üstelik gazete yazıları ile gündemi belirleyebiliyordu. Bunun üzerine Celal Bayar , İncealemdaroğlu’na karşı propaganda yapabilmesi için Tevfik Rüştü Aras’a ödenek bile çıkardı. Zonguldak Gazetesi sahibi Tahir Karauğuz bile Tevfik Rüştü Aras’a matbaasını açmıştı. Zaten rakip gazeteci gördüğü ve aralarının iyi olmadığı İncealemdaroğlu’na karşı intikam almak istemiştir. Fakat Zonguldak’ta Tevfik Rüştü Aras için öyle bir dedikodu yaydılar ki : adı komüniste çıktı. 1920’li yıllarda Kurtuluş Savaşı’nın selameti için Atatürk’ün isteği ile kurduğu TKP yüzünden Zonguldak’ta fişlendi. Bunun yanında daha sonra Dışişleri bakanı olmuş , 1940 yıllarda, İkinci Dünya Savaşı yıllarında, Türkiye’nin Rus tarafında yer almasını savunmuş olması da bunda etken oluşturdu.. Bu durumu Ali Rıza İncealemdaroğlu taraftarları kullandılar ve karşı tarafın Komünist söylentisi ile seçimleri Tevfik Rüştü Aras'a kaybettirdiler. Hasan Karabacak’ın yerine Ali Rıza İncealemdaroğlu milletvekili olarak seçildi.

Bu olaydan sonra Tevfik Rüştü Aras , Celal Bayar ve Adnan Menderes ile birlikte parti kurarak Demokrat Partisine geçmiştir. Fakat daha sonra kendi siyasi çizgisinde olmadıklarını görünce buradan da ayrılmıştır.

Tevfik Rüştü Aras, ilk karısı Makbule Hanım'ın vefatı üzerine, 1960 yılında Bahire Hanım'la evlendi.
5 Ocak 1972 tarihinde İstanbul'da öldü. Aşiyan Mezarlığında toprağa verildi.
Ülke 1946 yılında çok parti sistemine geçerken , CHP içinde yaşanan siyasi rekabetin ve kavgaların Zonguldak’a yansıyan bölümü böyledir.
Daha sonra Ali Rıza İncealemdaroğlu hakkında davalar açıldı milletvekilliği düşürüldü fakat Milletvekilliği sırasında anlıyoruz ki : kürsüde sık sık Zonguldak’ın sorunları hakkında söz almış ve önemli konuşmalar yapmıştır. Ardından iki dönem ( 1946 ve 1950) seçimlerde tekrar meclise giren Ali Rıza İncealemdaroğlu , 19 Haziran 1977 tarihinde İstanbul'da ölmüştür.

Hayati Yılmaz ile
Zonguldak Tarih

Kaynaklar :
-A Brıdge Between People And The State: The Republıcan People’s Party ın Zonguldak (1935-1946) Çağlar Tan
-Zonguldak‘ta Cumhuriyet Halk Partisi (1935-1946)
-Cumhuriyet Halk Partisi Teftiş Raporlarında Zonguldak(1938-1940) Sedat Akdeniz
-Türkiye Komünist Partisi Öncülerinden Şefik Hüsnü’nün Moskova'ya Gönderdiği Rapor Çevresinde, İkinci Dünya Savaşı Yıllarında Türkiye'de Komünizm Serhat Siphai
-Yakın Dönem Türk Tarihinde Bir Devre Damgasını Vuran Hariciyeci: Tevfik Rüştü Aras : Fadime Tosik Dinç
-Türkiye'de Cumhuriyetin İilanından 1950’ye Genel Seçim uygulamaları. Kenan Olgun
-Birinci Türkiye Büyük millet Meclisi’nin Düşünce Yapısı (1920–1923), İş Bankası Kültür Yayınları, Ankara 1997. İhsan Güneş
-Türkiye’de Sol Hareketler (1908–1925), Bilgi Yayınevi, Ankara 1978. Mete Tuncay.
-Türkiye’de Sosyalist ve Komünist Faaliyetler (1910–1960), Ayyıldız Matbaası, Ankara 1967 .Fethi Tevetoğlu
-Türkiye Komünist Fırkası’nın Kuruluşu ve Mustafa Suphi, Yavuz Aslan
Mustafa Suphi
-Türk Ocağından Türkiye Komünist Partisine. Turan Feyizoğlu. 

Coşkun Süer

16 Aralık 1943 tarihinde Zonguldak, Üzülmez'de doğdu. İlkokulu Kilimli'de okudu. Babası Türkiye Kömür İşletmelerinde idari işler müdürüydü. Sonra babasının işi nedeniyle Karadon'a yerleştiler.
O zamanlar Zonguldak'ta en büyük takım Kömürspor'du. 14-15 yaşlarındayken arkadaşları ile yazın denize girmek için Kilimli'ye indiklerinde , Kilimlispor genç takımının A takımıyla maçını seyretmeye gittiler. Maçı seyretmek için saha kenarında yer aldılar. Fakat Kilimli'de bir kişi eksikti. Sen oynar mısın diye sordular. Coşkun Süer bunu kabul edince ayakkabı verdiler. O gün çok iyi oynadığından maçtan sonra Kilimlispor'a almak için babası ile konuştular. Fakat babası o semtin çok sigara içen, çok kumarcı gençleri var diye kabul etmedi. Bunun yerine Zonguldak Gençlik kulübüne verdi.
O zamanın futbol kuralları ile 16 yaşına gelmeden ligde sahaya çıkamayınca okul takımında oynadı.

Coşkun Süer’in Zonguldak’ta geçirdiği gençlik yıllarından ilginç anısı

"Babam futbol oynamama mani olmadı. Annem çok karşı çıkıyordu. Zonguldak Çelikel Lisesinde okurken babamı bir gün okul maçına getirmişler. Orada aile yasak koyamıyor tabii. Demişler ki, gel oğlunu gör, ondan sonra annesine durumu ilet. Babam beni çok beğenmiş, anneme, 'Ben memurum, büyük oğlanı üniversitede okutuyorum, belki bu çocuğu okutamayacağım. Bu çocuğun istikbali belki futbolculuktur, buna mani olmayalım, ' deyince annem de tamam demiş. Okul yıllarına ait enteresan bir anım var. Bir okul maçında Ticaret Lisesiyle oynuyoruz, o zaman ben kulüpte oynayamıyorum. 4-0 galibiz, üç golü ben atmıştım. Devre arası oldu, içeri girdik. Can Bey var, hâlâ yaşıyor Zonguldak'ta. Bana 'Ayakkabılarını çıkar,' dedi, çıkardım. Pat diye çivili ayakkabıları attı benim önüme. 'Bunları giy,' dedi. 'Hocam ne oluyor?' diye sordum. 'Okullar arası 100 metre müsabakasını devre arasına ayarladım. Pistte seni bekliyorlar, koş,' dedi bana. Hemen koştum sahaya, herkes beni bekliyor. Yerimi aldım. Tabanca patladı, fırladık. 11.6'yla birinci oldum. Soyunma odasına dönüp çivili ayakkabıları çıkardım, tekrar kramponlu ayakkabıları giyip sahaya çıktım."

1962-64 arasında, henüz Zonguldakspor'un kurulmadığı yıllarda şehrin en güçlü takımı olan Kömürspor'da forma giymiş Coşkun Süer. Bu sırada şehrin spor tarihindeki önemli olaylardan birinde de yer almış. 1962-63 sezonunda Türkiye Kupası ilk kez düzenlenirken, Galatasaray'ın bu yeni organizasyondaki ilk rakibi Kömürspor olmuş. Genç Coşkun'un da forma giydiği bu maç onun unutulmaz anıları arasında yer almış: Röportajında ; "Genç milli takımdan yeni gelmişim, Zonguldak Kömürspor'da oynuyorum. O sene ilk defa Türkiye Kupası başladı. Kurada bize Galatasaray çıktı. Kalede Turgay, sağ bek Candemir, sol bek Büyük Ahmet, stoper Ergun Ercins, forvette Yılmaz Gökdel, Talat, santrfor Metin Oktay, Kadri Aytaç, Uğur. Hiç yabancı futbolcu yok o zaman. Bir uzun top attılar bana, çok süratli olduğum için kaçtım. Turgay abiyle karşı karşıya geldim, karşımda bir dev gördüm. Topa mopa dokunamadım zaten. 5-0 kaybettik o maçı. İlk büyük maçım oydu." diyor.

Zonguldak alt yapısından yetişen Coşkun, 1961 yılında Zonguldakspor A takımda oynamaya başladı.11 Nisan 1962 yılında oynanan karşılaşmada Türkiye U18 takımında yer aldı. 1964 yılında Jandarmagüçü'nde top koşturdu. 1966 yılında Ankaragücü, 1974 yılında ise Diyarbakırspor'a transfer oldu. 1975 yılında kariyerini sonlandırdı.
Futbola vedasından sonra antrenörlük yapmaya karar verdi. İlk olarak MKE Ankaragücü'nde altyapı ve yardımcı antrenör görevlerini üstlendi. 1979-80 sezonunda MKE Ankaragücü başantrenörlüğünü üstlendi. Dah sonraki sezonlar Ispartaspor ve MKE Kırıkkalespor'da görev aldı. 1983-84 sezonunda o zamanlar 1. Lig'de mücadele eden Altay'ı çalıştırmaya başladı. 1983-84 sezonunda sezonunda Altay'ı 1. Lig şampiyonu yaparak Süper Lig'e yükselmesini sağladı.

Antrenörlük Kariyeri Şöyle ;

1978-1980 MKE Ankaragücü (Altyapı Antrenörü)
1980 MKE Ankaragücü
1980-1981 Ispartaspor
1982-1983 MKE Kırıkkalespor
1983-1984 Altay
1985 Konyaspor
1986-1987 Göztepe
1988-1989 Balıkesirspor
1989-1990 Ispartaspor
1991-1992 MKE Kırıkkalespor
1992-1993 Ankara Emniyetspor
1993-1994 Ayvalıkgücü
1994-1995 Manisaspor
1995-1997 İzmirspor (altyapı antrenörü)

2000'li yıllarda Türkiye Faal Futbol Antrenörleri Derneği (TÜFAD) Ege Şube Başkanlığını yaptı.

Hayati Yılmaz ile
Zonguldak Tarih 


Abdullah Hüsrev GULEMAN

Bugün Krom madeni denildiğinde adı ilk olarak aklımıza gelen ve bu madeni Elazığ’da keşfettiği ilçeden soyadını alan maden mühendisidir.
1911 tarihinde Paris Yüksek Maden Mühendis Mektebinden mezun oldu.
Abdullah Hüsrev Guleman, 1938 yılında MTA Dergisinin 13. sayısında 25-32 sayfalarında , 1911 yılında Fransa'da maden mühendis okulundan mezun olur olmaz ilk kez ziyaret ettiği Zonguldak’ı, bize çok ilginç ve ayrıntılı bilgilerle anlatan kişidir.

"İstanbul'dan bindiğim vapur, güzel bir yaz sabahı Zonguldak önüne vardı. Aheste beste limana girmeye başladı. Karşımdaki manzara sahili müstesna pek hoşuma gitti. Zonguldak dar, geniş bir takım vadilerle yekdiğerinden ayrılmış görünen yemyeşil dağ yamaçlarına serpilmiş küçük küçük meskenleriyle uzaktan cidden göz aldatıcı ve pitoreskti.
Yalnız Balkaya ile Soğuksu vadisi arasındaki yerler şimdiki gibi mamur olmayıp, bomboş kalmış taşlık ve çalılıklardan ibaretti. Sahilde direk harmanı olarak kullanılan pis bir kumluk arkasında Ereğli Şirketinin metruk kok fırınlarıyla faal lavuarları görünüyordu.
Vapurdan karaya çıktım. Limanda nihayetlenen Üzülmez demiryolu güzergahı, kasabanın yegane ana caddesini teşkil eder gibi görünüyordu. O zamanki liman sonradan yapılmış bulunan “çabuk yükleme tesisatını” kaale almazsanız, hemen bu günkü haline benziyordu.
Ereğli Şirketi Direktörü ile Rombaki ocakları direktörünü ve o devirde belediyenin bir kıymeti bulunmadığından mahalli eşraftan bir kaç madenci ve tüccarı ziyaret ettim.
Dikkat ettim ki, Türkçe yalnız memurlarla ameleye hitap edildiği zaman kullanılıyor ve Jön Türklere “Monşer bey” diye hitap etmek takdir ve sempati alameti addolunuyordu.
Çarşı, pazarda küme küme rastlanan işe girmiş amele, eli yüzü kirden kısır bağlamış, elbisesi pis bir palaspareden (Pasaklı, yırtık giysi) ibaret bulunmuş olan hasta yürüyüşlü bir takım zavallı adamlardı.
Küçük sermayeli bir kaç mahalle bakkalı ve çerçi istisna edilirse bütün çarşı esnafı, artizanlar ve mağaza sahibi tüccar gibi maden ocaklarında dahi amele ile bunların sevk çavuşlarından başka çalışmakta bulunanlar Gayrimüslim ve gayri Türk unsurlardı.
Sık, sık konuşulduğunu işittiğim lisanlar ehemmiyetleri sırası ile Fransızca, İtalyanca, Hırvatça, Rumca, Ermenice ve Yahudice idi." şeklinde anlatır.

Abdullah Hüsrev Guleman ,1923 yılından itibaren Zonguldak Havza-i Fahmiye Müdürü olarak görev yaptı.
1947 yılında TBMM arşivinde yer alan; 30 . 5 . 1947 - Sayı 6 619 Resmi Gazete ile ilanına göre , 4268 sayılı Kanunun 4 ncü maddesi hükümleri
dairesinde kendisine bir ikramiye verilir.
Maalesef tüm araştırmalarıma rağmen hakkında derli toplu bir biyografiye rastlayamadım.
Doğum tarihi bilgisi de hiçbir kaynakta yer almıyor. Ancak Cumhuriyet ve Milliyet gazetelerindeki ölüm ilanından , onun 25 Ağustos 1964 tarihinde vefat ettiğini biliyoruz.

Hayati Yılmaz ile
Zonguldak Tarih 


Prof.Dr. İlhan Varank

15 Temmuz hain FETÖ darbe kalkışmasında şehit düşen Prof.Dr. İlhan Varank Zonguldak doğumluydu. Eski Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank’ın ağabeyi olan İlhan Varank , aslen Trabzonluydu. 1971 yılında Zonguldak'ta doğduktan sonra ailenin ilk önce Trabzon'a sonra da İstanbul'a göçtüğü anlaşılıyor. Kardeş Mustafa Varank 1976 Trabzon doğumlu.
ABD'de Ohio State Üniversitesi'nde MEB bursuyla bilgisayarlı öğretim teknolojileri alanında master yapan Varank. Yıldız Teknik Üniversitesi Bilgisayar ve Öğretim Teknolojileri Eğitimi bölüm başkanlığı yapmaktaydı. 15 Temmuz Darbe Girişimi sırasında, 16 Temmuz 2016 tarihinde Vatan Caddesi'nde hayatını kaybetti. Adı Sanacaktepe'de bir hastaneye ve İstanbul Maltepe'de bir okula verildi. Yıldız Teknik Üniversitesi ve Burdur Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi'nde birer kütüphaneye de adı verilmiştir. Zonguldak'ta Karaelmas Mahallesinde bulunan Kız Anadolu İmam Hatip Lisesi'ne ismi verilerek ,manevi şahsiyeti yaşatılmaya çalışılıyor.
Mezarı İstanbul Şehzadebaşı Camisi bahçesindedir.

Hayati Yılmaz ile
Zonguldak Tarih 

Friedrich Schumacher

1930 yılında Zonguldak Maadin Mühendis Mektebi Laboratuvarı için, Almanya Freiberg'de maden şirketinde jeolog olan Prof Friedrich Schumacher tarafından malzeme gönderilmesi ve bu malzemenin çok kapsamlı olacağından, bizzat Gazi Mustafa Kemal Atatürk imzalı bir emir ile ; Zonguldak eski belediye başkanlarından ve Maden Mühendisi olan Bedri Hüsnü Bey'in, Almanya'ya giderek bu malzemeleri yurda getirmesi için Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkartılıyor.
Prof Friedrich Schumacher Almanya'da üstün madalya ödülü sahibi.
Aslında Prof Friedrich Schumacher'ın Birinci Dünya Savaşı sırasında Afrika'da Almanya'nın Altın paralarını basan kişi. Yakalanmadan bir süre önce paraları gömen Schumacher, bu altınları nereye gömdüğünü hatırlamadığı için ganimetin yeri bugün halen Tanzanya da aranmaktadır.
Prof Friedrich Schumacher 1954'ten 1955'e kadar İstanbul Üniversitesinde dersler vermiştir.
1930 yılında, Almanya'ya gönderilen Bedri Bey'e (Güneri) yolluk olarak 5 bin lira verilmiştir. Bu kadar önem verilen Zonguldak Maadin Mühendis Mektebi'nin ,1931 yılında neden kapatıldığı halen muğlakta kalan sorulardan biridir.

Hayati Yılmaz ile
Zonguldak Tarih. 

Kerim Erim Kimdir ?
Türkiye’nin ilk doktoralı Türk matematikçisi Kerim Erim Zonguldak Maden Mühendis Mektebi’inde dersler veren bir hocadır.

1894 yılında İstanbul’da dünyaya geldi. Asıl adı Abdülkerim'dir. Babası,Mirliva Arif Paşa, annesi, Ferik Abdürrahman Paşa’nın kızı Naciye Hanım'dır]
İlköğrenimini Halep’te tamamladıktan sonra kısmen evde, kısmen Hendese-i Mülkiye’nin ilk sınıflarında ders görerek ortaöğrenimini tamamladı; yükseköğrenimine İstanbul’daki Yüksek Mühendis Mektebinde devam etti.
Yüksek Mühendis Mektebi’ni 1914 yılında tamamladıktan sonra matematiğe duyduğu büyük ilgi nedeniyle Berlin Üniversitesi’nde daha ileri matematik öğrenimi görmek üzere lmanya’ya gitti. Benimde bir süre yaşadığım Almanya’nın Erlangen şehrinde , 1919’da Frederich-Alexanders Üniversitesi’nde cebir konusunda doktora derecesini alarak İstanbul’a döndü. Mezunu olduğu Yüksek Mühendis Mektebi’nde matematik, analitik geometri, mekanik, kozmoğrafya dersleri verdi. 1929’da doçentliğe yükseldi.
Kerim Bey yakinen tanıdığı Zonguldak Maadin Mektebi Müdürü Refik Fenmen’in daveti ile bu okulda, 1925 yılında Zonguldak’ta dersler vermiştir..
Kerim Bey, 1933’teki Üniversite reformunu hazırlayan kurulda yer aldı. İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi'nde analiz profesörü ve dekan olarak görev yaptı. Ancak kısa bir süre sonra dekanlıktan ayrıldı. Uzun zaman her iki kurumda dersler vererek eğitim faaliyetlerini sürdürdü. Fakülteden ayrılan Richard von Mises’in yerine 1940 yılında İstanbul Üniversitesi Matematik Enstitüsü başkanlığına getirildi ve 1952’deki ölümüne kadar başkanlığı sürdürdü.

Hayati Yılmaz ile
Zonguldak Tarih 



Gültekin Kızılışık Kimdir ?

Zonguldak`ta hem emniyet müdürü, hem belediye başkanı hem de milletvekili olan tek bürokrattır.

Gültekin Kızılışık, 1930 yılında İzmir'de doğmuş, Yüksek Eğitimini
Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi tamamlamıştır. Daha sonra Yüksek Polis Enstitüsü Yüksek İhtisas Kursu`nu bitirerek , ABD’de İhtisas yapmıştır. Ayrıca Hukuk Fakültesi Doktora Semineri almıştır.
Sırası ile; Isparta, Siirt, Kayseri, Zonguldak Emniyet Müdürü görevinde bulunmuş, Kayseri Polis Okulu, Ankara Polis Koleji ve Enstitüsü Müdür Yardımcılığı, Ankara Trafik Müdürlüğü görevinden sonra, 1965 yılında Zonguldak Belediye Başkanlığına seçilmiştir. Yüksek Polis Enstitüsü Trafik Hukuku Öğretim Üyeliği, Serbest Avukatlık, Türkiye Trafik Enstitüsü Araştırma ve Yayın Bölümü Başkanlığı ve Otomobil Kurumu Hukuk Müşavirliği`nden sonra 1977 yılında Zonguldak Milletvekilli olmuş , bu görevini 12 Eylül 1980 Askeri Darbe `ye kadar sürdürmüştür.

Zonguldak`ta belediye başkanı, milletvekili seçilenlerin çoğu Zonguldak`a dışarıdan gelen bürokratlardan oluşuyor. Bugünde farkı yok. En çok tercih edilen bürokrat mesleği ilk sırada Doktor, hakim, vali, emniyet ,avukat şeklinde gidiyor.

"Zonguldak halkı, Zonguldak'ın genel sorunlarına göre değil; özel işlerinde en çok kime ihtiyaç duyuyorsa onu seçmiş" diyebilirim.
Gültekin Kızılışık`ta bu bürokratlardan biridir.

Hayati YILMAZ ile
Zonguldak Tarih 

VEFAT
Hamit Kalyoncu
Öncelikle bir öğretmen, entelektüel, Zonguldak tarihi üstadı, Yazar, şair
devrimci, Atatürk izinden giden bir şahsiyet, Zonguldak'ın değeri Hamit Kalyoncu Hocayı kaybetmekten derin üzüntü duyuyorum.
Hamit Kalyoncu hocam benim Sanat Okulu`nda okuduğum sıralarda edebiyat öğretmeniydi. Ara sıra merdivenlerde karşılaşırdım ama hiç dersimize girmemişti.
Hamit Hoca`yı yıllar sonra benim hazırladığım bu sayfada/ Zonguldak Tarih Sayfasını takip ederken buldum. İtiraf edeyim, onun her yazımı beğenişinde güç alıyor, kendimi onaylanmış hissediyordum. Bazılarının aksine kendinden sonra gelenlerin önünü kesmeye çalışmıyor, onları hor görmüyordu.
Bilakis destek veriyordu.
Hamit hocam bundan sonra kitapları ile yaşayacaktır.
Belki de bundan sonra onu biz yazacağız.
Seni unutmayacağız, unutturmayacağız.
Zonguldak`a ışık oldun, inşallah bundan sonra senin de ışıklar yoldaşın olsun.

Hayati YILMAZ ile
Zonguldak Tarih 

TÜRK DİL KURUMU‘NU KURAN ZONGULDAK MİLLETVEKİLİ
Celal Sahir (Erozan),
12 Temmuz 1932’de Gazi Mustafa Kemal’in isteği üzerine Samih Rıfat başkanlığında Ruşen Eşref (Ünaydın), Celal Sahir (Erozan) ve Yakup Kadri (Karaosmanoğlu) tarafından Türk Dili Tetkik Cemiyeti adıyla kuruldu.
4 kişiden biri olan Celâl Sahir o zaman Zonguldak milletvekiliydi.
Başlangıçta cemiyet olarak kurulan kurum Türk Dili Araştırma Kurumu’na ve ardından Türk Dil Kurumu’na dönüştürüldü.

Servet-i Fünun şairlerinden Celâl Sahir ,1883 İstanbul doğumludur.
Babası Yemen Vali ve Kumandanı İsmail Hakkı Paşa`dır. İlk tahsiline Numune-i Terakki İlkokulu`nda başlamıştır.
Celal Sahir, 14 yaşından itibaren Malumat, Musavver Fen ve Edebiyat, Pul, Lisan gibi dergilerde şiir ve makaleleri yayımlanmaya başlamıştır.
1903 yılında ilk memuriyetine başlamış, 1907 yılından sonra Edebiyat Öğretmenliği yapmıştır.
1911 yılında Selanik`e giderek, burada çıkarılan "Türk Yurdu, Türk Derneği, Genç Kalemler" gibi dergilerde yazılar yazmıştır. Cumhuriyet`in ilanından sonra 1928 yılında Zonguldak milletvekili seçilmiştir.
Celal Sahir ikinci kez Zonguldak Milletvekili yapmakta iken 1932`de Türk Dil Kurumun kuruluşunda yer almıştır.
1935`e kadar Atatürk`ün başında bulunduğu toplantılarına katılmıştır.1934 yılında Soyadı Kanunu`ndan sonra "Erozan" soyadını almıştır.
1935 yılında akciğer kanserinden hayatını kaybetmiştir.
Fotoğraf ;
Fotoğraf :Dolmabahçe Sarayı Türk Dil Kurumu’nun ikinci toplantısına katılanlar .
Soldan Sağa;
Yakup Kadri (Karaosmanoğlu),Hasan Ali (Yücel), Celal Sahir (Erozan), Ahmet Cevat (Emre), Atatürk ile Zonguldak’a gelen Reşit Galip (Soyadı Kanunu`ndan önce vefat) , Gazi Mustafa Kemal (Atatürk), Afet Hanım (İnan),Atatürk ile Zonguldak’a gelen Ruşen Eşref (Ünaydın), İbrahim Necmi (Dilmen) ve Hamit Zübeyir (Kosan)

Hayati YILMAZ
Zonguldak Tarih 

Hüseyin Hilmi Uluğ (Mektupcu)

Zonguldak`ın 1935 yılında belediye başkanlığını yapmış olan Hüseyin Hilmi Uluğ, "Mektupcu" olarak bilinir.
"Mektupcu" kelimesi günümüzde „Postacı“ anlamına gelsede, Osmanlı Dönemi`nden kalma önemli bir görevdir. Nasıl, bir ilin maliye işlerini yürüten yüksek görevli kimselere defdardar deniliyorsa,eyaletin veya vilayetin yazı işlerini yürütmekle yükümlü olan yüksek görevli kişilere de mektupcu denirdi.Mektupcular aynı zamanda matbaadan da sorumluydu.
1864 yılında Osmanlı`da Vilayet Kanunu ile oluşturulan Mektupculuk, 1949 tarihinde ,İl İdaresi Kanunu’nun yürürlüğe girmesi ile kaldırılmıştır.
Hüseyin Hilmi Uluğ Bey`in Mektupcu görevi ise Birinci Dünya Savaşı esnasdında ve Kurtulus Savaşı yıllarda görev yaptığı Sinop`tan gelmedir.
1952 yılı Vakit Gazetesi`de yayınlanan yazı dizisinde, Kurtuluş mücadelesini Sinop üzerinden anlatmıştır.
Buradan da çıkan sonuç ,Zonguldak`a atandığı ama belediye başkanlığına değin Zonguldak`ta kaldığı yönündedir.
Kendisinden önce 4 doktorun üstlendiği belediye baskanlığından sonra bir başka bürokratın baskanlığa getirilmesi gösteriyor ki; o yıllarda" başkanlık makamına" Zonguldak`a atanan yüksek memurların görev aldığı yönündedir. Mektupcu Uluğ Bey`in kendisine bu görev valilik tarafından verilmiş olduğu da anlaşılmaktadır.
Bu kişiler Zonguldaklı olmadıkları için başkanlıkları da çok kısa sürmüştür.Hatta denilebilir ki; mesleklerine ters bu görevden kurtulmak icin adeta şehirden kaçmışlardır. Fakat mektupcu Uluğ Bey`den sonra gelecek olan bir başka bürokrat , Albay Süleyman Faik Ertamam ,Belediye Baskanlığı görevinde 15 yıl kalacaktır.
Mektupcu Uluğ Bey, 1935`de kısa süre görevde kalmasına ramen onun halen Zonguldak`ta valilik namına görev yaptığını, 1937 yılında Bartın`da açılan Atatürk Büstü törenine „Zonguldak Valiliği`ni temsilen“ katılmasından biliyoruz.
Hakkında daha geniş bir bilgi bulunmamaktadır.

Hayati Yılmaz ile
Zonguldak Tarih 



Abdullah Sabri Efendi,

1870 yılında Devrek`te doğdu.

Ana adı Dudu ,baba adı ise Mehmet

Devrek’te bulunan medresede eğitim gördü.

Abdullah Sabri Efendi, Devrek müftüsü olarak görev yaparken Fransızlar Zonguldak`ı işgal etmişti.Mustafa Kemal Paşa Samsun’a çıkmış ve kurtuluş mücadelesi başlatmıştı.Bu durum Zonguldak`ta ikilem yaratmıştı.Anadolu‘dan gelecek haberleri takip edenler ile Istanbul Saray`a bağlılığını devam edenler arasında.

Fransızlar .Osmanlı Sarayı ile anlaşma gereği Zonguldak`ta ki maden ocaklarını “koruma amaçlı burada oldukları” propagandasını yapmasına ramen; giderek burada yönetime el koymaya başlamışlardı.Cami bile yaptırmak için onlardan izin alınmaya başlanmıştı.

Bu durum (bazı) Zonguldaklıları rahatsız etti.

Aslında Fransızların amacı bana göre; Yunan Askerlerinin ,Ankara`dan önce Zonguldak`a kadar geleceğini ve maden ocaklarını ele geçireceğini, bu nedenle kendi çıkarları doğrultusunda buranın kontrolünü ele almak maksadıyla buradaydılar.
Rusya`nın da her an Zonguldak`a asker çıkarma ihtimali olabilirdi.Yani Istanbul`da yapılan anlaşma ile tavşana kaç,tazıya tut taktiği ile aslında esir olan vahdettin`e her şeyi kabul ettiriyorlardı.

Yunanlar, hem kendi kömür ihtiyacı , hem de Anadolu’ya kömür sevkıyatını durdurmak için ,ilk ulaşmak istediği yerlerden biri Zonguldak`tı.
Ayrıca Zonguldak onların eski antik kentlerinden biriydi.
Kömür, o tarihte savaş koşullarında en çok aranan madenlerden biriydi.Kurtuluş Savaşı boyunca Zonguldak`tan Kastamonu`ya ,oradan da “Kurtuluş Yolu“ dedikleri ,İnebolu-Ankara arasında kağnılarla kömür taşınmıştı.
Anadolu`nun her yerinde Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti ;yani Kuva-i Milliye hareketi başlamıştı.
İşte bu esnada,Devrek Müftüsü tavrını belli etti.Mustafa Kemal`in yolundan kurtuluş mücadelesi Zonguldak`ta hemen başlatılmalıydı.
Milli Mücadele'nin başlamasıyla, milli harekatın yanında yer aldı. Devrek Kaymakamı Şükrü Bey'in başlangıçtaki menfi tutumuna rağmen Milli Mücadele'nin hedef ve amaçları konusunda halkı aydınlattı.
Camilerdeki konuşmalarının yanı sıra, Devrek Millet Bahçesi`nde de mitingler düzenledi.
Devrek Ulu Cami önündeki Hükumet Konağının yanı başındaki kavak ağacının başında, kılıç kuşanmış ve elinde sancak-ı şerif tutar halde bir masaya çıkar, konuşmaları ile halkı Milli Mücadele'ye, Mustafa Kemal'in yanında yer almaya çağırırdı. Abdullah Sabri Efendi, Devrek Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti`nin kuruluş ve faaliyetlerinde de görev alarak, Ankara Fetvasını da Devrek Müftüsü olarak tasdik etti.
Halkın baskısıyla kaymakam da İstanbul ile ilişkisini kesti.

Abdullah Sabri Efendi`nin Devrek halkına seslenişi :
“Muhterem Cemaat; Türk Yurdumuzda bugünden itibaren kurtuluş Savaşı başlamıştır. Şimdi ise alacağınız karar ve çekeceğiniz telgrafla kadınımız, kızımız, topumuz, tüfeğimiz ile Mustafa Kemal`in yanında yer almalıyız. İşte vatan elden gidiyor. Hep beraber kurtaracağız”

Fransızlar; Zonguldak`ta ,Ereğli`de ,Çaycuma ve Devrek`te örgütlenen Müdafa-i Hukuk Cemiyeti ve Kuva-i Milliye Hareketine katılanları görünce ve Anadolu’da ki mücadelenin Türkler lehine geliştiğini gördükten sonra sesiz sedasız 21 haziran 1921`de Zonguldak`tan ayrılmışlardır.

Soyadı Kanunu ile Abdullah Aytaç ismini aldı.1920 ile 1921 arasında daha henüz Zonguldak il olmadan TBMM birinci dönem Bolu Milletvekili olarak yerini aldı.

80 yaşına kadar yaşayan Abdullah Sabri Efendi (Abdullah Aytaç) 8 ocak 1950 yılında hayatını kaybetti.
Evli ve 7 çocuğu bulunmaktaydı.
Yeşil kurdele
Abdullah Sabri Efendi`nin fotoğrafında da görüldüğü gibi madalyası göğsünde asılıdır. İstiklal Savaşı`nda cephede savaşmış Milletvekillere verilen Kırmızı-Yeşil kurdeleye alanların listesinde adı geçmemektedir.
Göğsünde asılı madalyanın ,cephe gerisinde olup savaşa katkı sağlayanlara verilen Yeşil Kurdeleli madalya olduğunu tahmin ediyorum.

Hayati YILMAZ
Zonguldak Tarih 

Nimet Efendi

1920 Ereğli Rüştiye (Ortaokul) Öğretmeni Nimet Efendi`nin halka hitaben konuşmasından;

Gaziler ve Kahramanlar!

Dinimize göre esir bir hükümdara itaat caiz değildir. İtaat eden Peygamberimizin istediği ümmet değildir.

Büyük tehlikeyi önlemek Kuvva-i Milliye ruhuna sadık kalmakla kabil olacaktır. Çanakkale ve İzmir-de akan kanlarla, Batı Anadolu'nun tarihi sınırı çiziliyor. Biz de akıtacağımız kanlarla bu sınırı tamamlayacağız. Karadeniz sahilini kanımızla yalazlayacağız. Misakımız bu olacaktır.
Pek yakında bu toprakta yükselen kurtarıcının, Mustafa Kemal'in emrinde 1200 yılından beri uğrunda mücadele ettiğimiz İslam Dininin bugün içimizde yanıp tutuşan meşalesi bizi gazamızda kutsal savaşımızda muvaffak ve muzaffer kılacaktır. Çünkü hak uğrunda, vatan uğrunda, din uğrunda, millet uğrunda savaşıyoruz. Cenabı Hak bizimle beraberdir.

1920
Nimet Efendi
Ereğli Rüştiye Öğretmeni

Daha henüz hakimiyetin Saray ve Ankara Hükumeti tarafından net şekilde belli olmamasına ramen, tarafını seçerek bu konuşmayı yapmaktır Türklük.Vatanperverlik.
Öyle İngilizlerin elinde fetvalar veren, Istanbul`dan halkı işgale karşı gelmemeleri için Anadolu`ya ikna etmeye yollanan hocalara benzemez bu.
(Bu konuyu çok iyi işleyen bir zamanlar TRT`de yayınlanan Tarik Bugra`nin aynı adlı romanından uyarlanan "Küçük Ağa" dizisini seyretmeyenlere seyretmesini öneririm.
Istanbul`dan halkı işgale karşı koymamaları için Anadolu`ya yollanan bir hocayı canlandıran Çetin Tekindor, Anadolu`daki yaşananlara bakınca kendini Kuva-i Milliyeci olarak bulur.Bu dizide Aydan Şener ise hocanın hanımıdır.)

Hayati YILMAZ ile
Zonguldak Tarih 


LAZ EMİN (Emin Şef)

Anadolu demiryolu ağından bağımsız ,sadece Ereğli içerisinde çalışan dar hatlı şimendifer hattı II. Abdülhamit zamanında çekildi.1876`da kurulan Kozlu,Çatalağzı dekovil hatları yeniden dizayn edilerek lokomotifler ile çekilmeye başlandı.Bu da şirket bünyesinde küçükte olsa istasyonlar kurulmasına neden oldu.Bu istasyonlarda da o dönem kuralları ile Gar Müdürleri gibi mesleklerin çıkmasına neden oldu. Fotoğraftaki kişi,Fransızların işlettiği Ereğli Şirketi`nde (Société ottomane D`Héraklée) Gar Şefi olarak çalışan Laz Emin`dir. (Emin Erkişi, 1934)
Laz emin ismini Zonguldak tarihinde bir kaç yerde duyuyoruz.
İlki 1919; Fransız işgali sırasında,Fransızlara direnen ilk kabadayı takımından olmasıdır. İpsiz Recep ile birlikte adı geçer.
İkinci olarak maden İşçilerin eylemlerinde adı geçer.
7 Temmuz 1923 tarihinde İşveren ile işçiler arasında imzalanan ilk toplu sözleşme olarak adı geçen mücadelenin öncüsüdür.
Bugün Genel Maden İş Sendikası`nın (GMiS) ilk onursal başkanı olarak kabul edilmeli.
Laz Emin ,Ereğli Şirketi`nde çalışırken işçiler tarafından öncü seçilmiş daha sonrada işverenler tarafından baskıya uğramıştır.
Geri adım atmayan Emin Şef, daha sonra işten çıkartılır.Buna ramen işçiler mücadeleye devam eder ve yine öncüleri kendisidir.
Eylem sırasında acemi işçilerle çalışmaya devam eden şirket, bir süre sonra madende kazalar meydana gelmeye başlayınca, Emin Şef`e para teklif ederler. Kurtuluş Savaşı`nda, Fransızlara ilk postayı koyan Emin Şef, tabi ki bunu kabul etmez.Böylelikle şirket Temmuz ayında masaya oturmak zorunda kalır.

İşçiler, haklarını alıp tekrar ocaklara dönmüş fakat Emin Şef artık işsizdir.
Fransız şirketinden istenen işçi haklarının yanında ,Emin Şef`in tekrar işe alınmasının istenmesi düşünülmemiştir.
1923`den daha önce de işçiler eylemler yapmıştı.Özelikle 1909,1911 yıllarında greve gitmişlerdi, fakat ilk defa toplu sözleşme imzalamaları,Türkiye Cumhuriyeti Kurulma aşamasında gerçekleşir.Herhalde Fransız Şirketi Ankara Hükumetine şirin gözükmekten başka çare bulamamıştı.
Artık cesaret aldıkları Istanbul`da Saray yoktur.Karşılarında Türkiye Büyük Millet meclisi ve halk adamı Mustafa Kemal vardır.
1.dönem ,TBMM`de sürekli işçi ücretlerinin azlığını gündeme getiren,Zonguldak`ı temsilen Bolu milletvekilleri Tunalı Hilmi ve Devrekli, İbrahim Sadri Efendi gibi vekiller ,Maden kanununda bir takim yenilikler getirilmesini sağladılar.
Emin Şef; Nam-ı diğer Laz Emin, 1934`de ailesi ile birlikte "Erkişi" soyadını aldı.1931 yılında Atatürk`ün Zonguldak`a gelişi sırasında makam şoförlüğünü yapan Mustafa Erkişi ile akraba olduğunu düşünüyorum.

Hayati YILMAZ ile
Zonguldak Tarih. 


Nejdet SANCAR Kimdir ?

1 Mayıs 1910 yılında İstanbul`da doğdu. Nejdet Sancar, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi mezunu olduktan sonra askere gitmiş, askerlikten sonra Sivas Öğretmen okuluna edebiyat öğretmeni olarak atanmıştır.
Dönemin Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel'i karşılama törenine katılmadığı gerekçesi ile bu görevden alınmış ve Balıkesir Lisesi'ne atanmıştır.
Tabi katılmamasının sebebi siyasidir.
Soyadı ,Sancar`dı fakat Türkiye`nin çok yakından tanıdığı Nihat ATSIZ`ın öz kardeşi idi. Babasının soyadı ise Çiftçi.
Bunun nedeni baba ve oğullarının Soyadı Kanunu çıktığı ,1934 yılında ayrı şehirlerde olmasından kaynaklıdır. Bir birinden habersiz soyadlarını kütüğe yazdırdıklarını kendisi anlatmıştır.
Nejdet Sancar abisi gibi Turancı düşüncelere sahipti.
Tüm Türk halklarının aynı devlet çatısı altında toplanmasını savunuyorlardı. Bu aynı zamanda Türkiye Cumhuriyeti`nin rejimi ve devleti tehdit eden bir düşünce olarak görüldüğü için, bir çok kez tutuklandılar.
İkisi de öğretmendi, görevden alındılar.Mahkemede aklanmalarına ramen uzun süre öğretmenliğe dönememiştir.
Nejdet Sancar`in eşi de öğretmendir.Eşi Zonguldak`a tayin edilince Nejdet Sancar`da eşi ile birlikte Zonguldak`a yerleşmek durumunda kaldı.
Zonguldak`a geldikten sonra kendisi gibi düşüncelere sahip insanlarla diyalog kurdu. Kısa sürede, Zonguldak`ta çıkan Bucak adlı dergi kurucuları arasında yer alan Rıza İNCEALEMDAROĞLU (Zonguldak Milletvekili ), Orhan SANUS, Halit TAŞMAN gibi kişilerle dost oldu.Bu dostluk ona Bucak dergisinin başına geçmesini sağladı.Lakin dergi başına geçtikten sonra derginin çizgisi değişti..Dergi yazarların arasında Mümtaz Soysal`ın ağabeyi Muzaffer SOYSAL`da vardı.
Nejdet Sancar Zonguldak`ta 5 sene kaldıktan sonra Ankara`da Milli Kütüphane`de görevli olarak atanır.1960 yılında 15 yaşında ki oğlunu kaybeder. Felç kalır. 1965 yılında öğretmenliğe geri dönebilmiştir.
1973 yılında emekliye ayrıldıktan sonra İstanbul`a taşınır. 1975 yılında vefat eder. Karacaahmet Mezarlığı’na defnedilmiştir.
Hayati YILMAZ ile
Zonguldak Tarih 

ZONGULDAK`TA SON GÖRÜNTÜSÜ
Tahir Karauğuz
Zonguldak`ın ilk gazetecisi Tahir Karauğuz`un son Zonguldak fotoğrafı.
Atatürk`ün Zonguldak`a gelişinin 50. yılı olan, 26 Ağustos 1981 yılında, Zonguldak Atatürk Heykeli.O zamanlar heykel, şimdi madenci anıtı olan Hükumet binasının olduğu yerdedir.Fotoğraf yön olarak Devlet Hastanesine doğru çekilmiştir.
Yanda görünen bina, SSK Binası`dır. (O zamanki adı ile Cumhuriyet Meydanı,Bugün arabaların park yaptığı kavşak oldu.)
Tahir Karauğuz, Atatürk Heykeli önünde 1981 yılında, 83 yaşında, konuşmasını yaparken görüntülenmişti. Aradan bir sene geçtikten sonra vefat etti.
Tahir Karauğuz ,uzun yıllar Zonguldak`ta geçen hayatı boyunca ,bir çok fotoğrafta görülüyor.Fotoğrafların çoğunda Tahir Karauğuz (Karaoğuz soyadı; oğlu, Doğu Karaoğuz`un soyadı değişikliği ile olmuştur.
Gerçekte Karauğuz`dur.) ya Zonguldak valisi Halit Aksoy`un arkasında ya da İnönü`nün yanında görülür.Zaten İnönü ile de arası çok iyidir.
Tahir Karauğuz`un Zonguldak`ta ki yıllarının çoğunluğunda Zonguldak yönetimde idealist aydın adamlar görevdedir.Zonguldak Halkevi Başkanı Akif Bey, Maden Müessesi Müdürlüğü`nde Hüseyin Fehmi İmer,Zonguldak Maadin Mektebi Müdürü Refik Fenmen,Zonguldak Valisi Halit Aksoy. Karauğuz`un yardımcısı Ahmet Naim Çıladır.
Zonguldak`ta ki haberleri ulusal yayınlara taşıyan da kendisidir. Zonguldak bu dönem olduğu gibi, hiç bir zaman bürokratların ve sivil teşkilatların bu kadar uyum içinde çalıştığı görmemiştir.Bu isimlerin her biri de Zonguldak dışından şehre gelmişlerdir. Dışarıdan gelip ,bu şehir için en iyi uyumu sağlayan insanlar,Zonguldak`ın da simgeleri haline gelmiştir.(Karauğuz ,Safranbolulu dur)
1981 yılında ben 14 yaşındaymışım .Keşke tarih bilincimiz daha o yaşlarda olsaydı da kendisi ile sohbet yapma imkanımız olsaydı.
Şükran ve rahmet ile anıyoruz.

Hayati YILMAZ ile
Zonguldak Tarih 

BU BAHÇEDE CENK KORAY VAR !
Adanalı mı Zonguldaklı mı diye hep tartışılır.
TRT`nin bir zamanların en sevilen sunucusu Cenk Koray nereli ?
Babası Adanalı, annesi ise Bartınlıydı.
1 Ağustos 1944 yılında Adana'da dünyaya geldi.
1940`lı yılların sonlarında annesinin öğretmen olarak Zonguldak`a atanması ile küçük yaşta Zonguldak`a geldi. Gençlik yılları Zonguldak`ta geçti. İlköğretim okullarını Zonguldak`ta okudu.
Annesinin öğretmenlik yaptığı, Namık Kemal İlkokulu`ndan Zonguldak Limanı manzarasını seyretti. Öğretmeninin değişmesi sonucu başka okula alındı.Bu sefer Mithat Paşa Okulu`ndan baktı Üzülmez Deresi`ne. Koray bir süreliğine Çelikel`de okumuştur. Çelikel`den baktı bu sefer Zonguldak Deniz Feneri`ne.
Akşam gazetesinde "Cenk Meydanı" başlığıyla yayınlanan bir yazısında Zonguldak'ta yaşadığı günlerle ilgili şu ifadelere yer veriyor:
"Fener Mahallesi'nde müthiş bağlılık ve birlik içinde bir grubumuz vardı ki, bugün bile beraberliğimizi sürdürüyoruz. Raif'ten tutunuz da Çıta Mehmet'e, Osman Poshor'dan tutunuz da Tahsin Pamir'e, Erdal Arpat'tan tutunuz da Abey Narman'a kadar uzanan bir gençler topluluğu."diye o zamanın gençlerini anmıştır.
Cenk KORAY 1950`li yılların başlarında Zonguldak`ta yaşamıştır.Gençlik yıllarını Zonguldak`ta geçirdiği için kendisini Zonguldaklı olarak görür.
Koray, 1956 yılında yine annesinin tayini sonucunda Ankara`da liseye devam eder.Girdiği Ankara TED Kolejini bitirdikten sonra, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesini bitirir ve avukat olur.
Gazeteciliğe 1964'te başlayan, Son Havadis ve Tercüman gazetelerinde çalışan Koray, avukatlık, Turizm ve Sağlık bakanlıklarında halkla ilişkiler müdürlüğü yapar.
Sanat dünyasına ilk adımını 24 yaşında atan,,köşe yazarlığı yapan Koray, hakemliği yanında aynı zamanda tenisçidir.Tenise de zaten Zonguldak`ta başlamış, bu şehirde ilgi duymuştur.
Tenis maçlarında yaptığı şovları, TRT yöneticilerin ilgisini çeker. Cenk KORAY`a iş teklifinde bulunurlar.
Uzun süre pazar eğlence programları başta olmak üzere şovmenlik yapan ünlü sunucu, özellikle programlar içinde sunduğu "Tele Kutu" gibi ufak yarışmalarla büyük beğeni kazanır.
Daha sonra özel televizyon kanallarında da programlar yapan ve çeşitli şov programlarına konuk olarak katılan ünlü sunucu, esprileri, samimi tavrı ve renkli kişiliğiyle ününü sürdürür.
Kalp krizi geçirdiği 1989 yılına kadar sunuculuk yapmaya devam eden Koray, daha sonra Akşam gazetesinde yazar hayatına devam eder.
1996'da oğlu Nihat'ın kendi kollarında ölmesiyle büyük bir acı yaşar.
"Aile Pansiyonu" ve "Abuzer Kadayıf" filmlerinde de oynayan Cenk Koray,ilk geçirdiği kalp krizinin ardından, 11 sene sonra 23 Temmuz 2000 tarihinde Suadiye'deki evinde geçirdiği ikinci kalp krizi sonucu vefat eder.
Şimdi siz söyleyin Cenk Koray Adanalı mı, Zonguldaklı mıydı ?
[Fotoğraf; 1950`li yılların Namık Kemal İlkokulu bahçesi.Cenk Koray`ın bu okulda okuduğu yıllara denk geliyor.]
Hayati YILMAZ
Zonguldak Tarih 

Ahmet Talat ONAY 

Zonguldak`ın İlk Milli Eğitim Müdürü

1921 Haziran ayında Zonguldak'a ilk maarif müdürü )Milli Eğitim Müdürü) olarak atandı. Atama kararı Ankara Hükumeti tarafından verildi.
O sırada hem İstanbul`da bulunan Hükumet hem de Ankara`da Mustafa Kemal`in başında bulunduğu Kuva-i Milliye`nin atadığı memurlar şehirlerde kurumun başına iki müdür atanmasına neden oluyordu.
İstanbul Hükumeti Bolu Kazası olan Zonguldak'ı sancak yapıp bir takım atamalar yapınca , 15 gün geçmeden Ankara Hükumeti`de Zonguldak`ı müstakil mutasarrıflık yapmış ve defterdar ile polis müdürü ve komiserler atamıştır. Kastamonu Valisi, Kütahyalı Cemal Beye Ankara Hükumeti yanlısı olduğu için Istanbul Hükumetinin atadığı memurları kabul etmeyip ,yerine kendi memurlarını atamış, Ahmet Talat Efendi`yi ise Zonguldak`a Maarif müdürü olarak göndermiştir. Böylelikle Zonguldak`ta ilk defa Milli Eğitim Müdürü atanmış olur.

Ahmet Talat ONAY 1885 yılında Çankırı’nın Perdedar mahallesinde dünyaya geldi.
Babası Çankırılı Hacı Saraç ailesine mensup Hafız Numan Efendi, annesi Afife Hanım’dır. Büyük dedelerinden Numan Münif Efendi kadılık ve müderrislik yapmıştır. 13 yaşında kaybettiği babası ilk hocasıdır. Ondan Kuran dersleri alarak üç yılda hafız olmuştur. Temmuz 1911’de Ayşe Hanım ile evlenmiş, bu evlilikten dünyaya gelen çocukları “Nilüfer, Orhan, Onay, Ülker” kısa aralıklarla vefat etmiştir.Daha sonra baldızının 2 yaşındaki kızı Yıldız Onay Işık'ı evlat edinmiştir. İlköğrenimini Çankırı’da yapar. 1905’de Kastamonu İdadisi'ne devam eder, son sınıfı Ankara’da okuyup, Temmuz 1907’de mezun olur. 1910'da İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi'ni bitirir. 1910 Kasım'ın da açılan sınava katılarak Kastamonu Sultanisi Edebiyat ve Felsefe öğretmenliğine atanır. Ekim 1912’de Kastamonu Sultanisi Tarih Öğretmenliği vekilliğine, 14 Ekim 1914’de İzmir Sultanisi Edebiyat ve Felsefe Öğretmenliğine atanır. Aralık 1917’de Hilali İnas Sultanisi Edebiyat Öğretmenliğine getirilir. 1921`de ise Zonguldak, Milli Eğitim Müdürlüğü göreve atanır.

Zonguldak`a geldiğinde bir handan bozma binanın bir kısmına milli eğitim binası yaparak bacağı kirik tahta bir masa ve tahta bir sandalye ile makam odasını kurar.
Zonguldak`a geldiği günden beri yardımlarla eğitim sorununu çözmeye çalışır.Onun şahit olduğu bir çok okul açılmıştır. Çelikel Lisesi`nin ilk yapılma sözü Mehmet Çelikel tarafından ona söz verilmiştir.Mehmet Çelikel yıllar sonra bu sözünü yerine getirir.
Onay, Çankırı Milletvekilliği de yapmıştır.

Ahmet Talat ONAY Çankırılı olabilir fakat Zonguldak`ın ilklerinden olduğu için çok önemlidir.

Hayati YILMAZ ile
Zonguldak Tarih 

Nimet NEVZAT 

ZONGULDAKLI SULTAN

Nimet NEVZAT Hanımefendi.
Cumhuriyet tarihi ismi ile Nimet Seferoğlu.
Osmanlı imparatorluğu`nun son padişahı Vahdettin’`in beşinci ve son hanımı. Dolayısı ile 623 yıllık hanedanın da son gelini
ZONGULDAKLI bir bahçıvanın kızı.
Aslen Bartınlı olan bahçıvan Şaban Efendi ile Hatice Hanım`ın kızıdır.
Babasının ölümünden sonra 1913 yılında Sultan Reşat`ın sarayına alınmış, Sultan Reşat ölümünden sonra da Sultan Vahdettin’in sarayına nakledilmiş.
Vahdettin’le evlenmeden önce haremin en akıllı, aydın ve okumayı çok seven cariyesi imiş.
Nevzad Hanım pek güzel olduğundan kısa bir müddet sonra padişahın gözüne çarpmış ve çok geçmeden de zevcesi olmuştur.
Vahdettin, 1 Eylül 1921’de 20 yaşındaki Nevzad Hanım ile evlendiğinde Vahdettin`in ilk evliğinden olan kızları Ulviye Sultan 29, Sabiha Sultan 27 yaşında idiler.Sultan Vahdettin’in büyük aşkı denildiği zaman akla gelen isim Nimet Nevzad Hanım oluyormuş.

Ülke işgal altında iken yapılan düğün var ortada.
Nevzad Hanım`ın düğünü
Sultan Vahdettin’in ilk eşi Emine Nazikeda Başkadın Efendi’nin akrabası ve nedimesi (başhizmetkarı) olan Leyla Açba, Nevzad Hanım’n düğününü şöyle anlatıyor:

“Düğün merasimleri başlamadan evvel Padişah, kızın ailesini saraya davet etmişti. Nevzad Hanım`ın babası Şaban Bey, yaşamadığı için validesi Hatice Hanım, biraderi Salih Bey, zaten sarayda bulunan kız kardeşi Nesrin Hanım ve birkaç yakın akrabaları Yıldız Sarayı’na teşrif etmişlerdi.
Hatice Hanım iltifatlarla, Nevzad Hanım´a yeni tahsis edilmiş olan ve saray parkında bulunan hususi köşkte ağırlanmıştı. O gün yemekler verilmiş ve akşama doğru kına gecesi yapılmıştı.
Ertesi gün sabah erkenden, "Zat-ı Şahane’"nin diğer haremlerinin nedimelerinden birer kişi, yeni hükümdar haremi olacak hanıma şahitlik yapmak üzere çağrılmışlardı. Bu bütün padişah izdivaçlarında uygulanan bir saray adetidir. Zira Kadınefendiler, nedimelerin vekaletleri vasıtasıyla yeni ortaklarını kabul ederlerdi. Bu düğünde ben de melikemin vekaleti üzerine gitmiştim. Müveddet Kadın`ın vekaletini Bezminigar Hanım, Nevvare Hanımefendi’nin ise Tercan Hanım yapmışlardı.
Biz üç nedime resmi kıyafetlerimiz ile köşke teşrif ettik, saat sabahın yedisi idi. Derhal içeri alınarak yeni hanımefendinin bulunduğu salona girdik. Nevzad Hanım uzun beyaz ipekten muhteşem bir gelinlik giymiş, başına pırlanta taşlı bir taç, boynuna da yine pırlantalı bir kolye takmıştı. Bu muhteşem gelinliği ile tıpkı bir peri gibi olmuştu, esasen hanımefendi pek güzel bir kızdı. Hemen kısa bir selam vererek efendilerimizin selamlarını tebliğ ettik, hanımefendi mukabelede bulundu. O esnada Hatice Hanım içeri girerek bizi yan odaya geçirdi. Binaenaleyh kahve takdim edildikten kısa bir müddet sonra baş hazinedar usta (kıdemli cariye) ve maiyeti köşke teşrif ettiler. Hazinedarlardan sonra "Zat-ı Şahane"nin ( Vahdettin`den bahsediyor) baş imamı ve onu müteakiben efendimiz ile iki harem ağası köşke vasıl olunca merasim başladı.
Köşkün büyük salonunda Nevzad Hanım muhteşem gelinliği ile pek güzel bir kanepenin üzerinde oturuyordu. Başına o esnada beyaz renkten geniş ve uzun bir tül örttükleri için yüzü bu örtü altından pek belli olmuyordu. "Zat-ı Şahane" salona girer girmez bütün hanımlar ayağa kalktılar ve merasim nihayetine kadar hiç kimse oturmadı. İmam efendi kanepenin tam karşısında duruyordu ve efendimizi ilk selamlayan o oldu. Sonra Padişah (Vahdettin) gidip kanepenin üzerine oturdu, Nevzad Hanım da efendimizin yanında yavaşça yer aldı. Bu esnada Anber ile Hayrettin Ağalar kanepenin sağ tarafına geçip ayakta durmaya başladılar. Biz üç nedime sol tarafta duruyorduk. Başhazinedar usta sol tarafta bizim yanımızda ayakta bekliyordu.
Nikah kıyılmadan evvel ağalar şahit olduklarına dair yemin ettiler, biz nedimeler de efendimize vekaleten yeni hanımefendiyi kabul ettiklerine dair yemin ettik, sonra nikah kıyıldı. Şimdi başhazinedar usta, Zat-ı Şahane’nin (Vahdettin) önünde diz kırarak elinde tuttuğu gümüş mahfazayı açarak içinde bulunan gümüş mührü yeni hanımefendinin eline koydu:
- Sizi II. İkbal ilân ediyorum, inşallah hayırlı bir zevce ve saray için şerefli bir hanımefendi olursunuz, dedi.
Bu mührün üzerinde “İsmetlü II. İkbal Nevzad Hanımefendi Hazretleri” yazmakta idi.
Bilahare Zat-ı Şahane köşkü maiyeti ile beraber terk etti. O gün akşama kadar vükela ve vüzera haremleri köşke teşrif edip yeni hanımefendiyi selamladılar. Akşam saat dokuza kadar bu şenlik böylece devam etti. Nevzad Hanım namına İstanbul`da ki fakirlere yiyecek dağıtılmış, bazılarına da para yardımında bulunulmuştu…
Düğünden üç gün sonra Zat-ı Şahane, Nevzad Hanım`a birinci rütbe şefkat nişanını ihsan etmiştir.”
...........
Zat-ı Şahane diye bahsettiği Vahdettin evlenirken, Istanbul`un hemen yanında Sakarya Meydan Savaşı` devam ediyor. İstanbul İngilizlerin işgali altında.
Vahdettin 1922‘de Ülkeyi terk etmek zorunda kalması ile Istanbul`da kalan Nevzat Hanım,Vahdettin`in kendisine torbalar dolusu mektubunda " Senin yanın kocanın yanı" diye dini söylemlerle yanına çağırması sonrasında Nevzat Hanim Sanremo`ya gitmiştir.

Kendisinin Vahdettin’`den çocuğu bulunmadığı için çocuğu olmayan padişah hanımlarına verilen ünvan İKBAL olarak kalıyor.

Vahdettin`in ölümünden sonra Türkiye`ye geri dönüp bir kaptan ile tekrar evlilik yapıyor.Bir kız ,bir erkek ikiz çocukları oluyor.
Vahdettin’`in 5 hanımından ikisi daha sonra tekrar evlenmiştir.

1901 doğumlu Nimet NEVZAT ,Vahdettin ile evlendiğinde sadece 21 yaşında .Vahdettin ise 60 yaşındadır.
Nevzat Hanım ancak bir sene kadar sarayda durabiliyor..
1922 yılında Vahdettin’ in ardında ülkeyi terk etmek zorunda kalıyor.
1926`da Vefat eden Vahdettin`in ölümü sonrası konan tabutuna haciz ve borçları sebebi ile çok zor günler geçiriyor.
Osmanlı İmparatorluğu`nun son gelini olan Nevzat Hanım,geçmişin ağır yenilgisini, sarayda sadece bir sene yaşamasına ramen omuzlarında hissediyor.

NEVZAT HANIM ,O GÜNLERDE YAZDIĞI NOTLARDA ŞÖYLE ANLATIYOR.

"Penceremden bakıyorum. Mavi deniz, palmiyeler, bahçeler, birbirinden güzel köşkler, ufukta kotralar. Sanremo`nun bu manzarası cenneti andırıyor; fakat ben kendim cennette değilim. Bu manzarayı cehennemin bir köşesinden görüyorum. Kendime mahsus bir cehennem. Bulunduğum katın bir odasında bir tabut var. Günlerden beri burada duruyor. Bu tabutta Osmanlı Hanedanının son hükümdarı Sultan Altıncı Mehmet Han yatıyor. Mehmet Vahdettin benim kocam. Talihin hayat yoldaşı diye karşıma çıkardığı insan. Ölümüne acıyor muyum? Bilmem. Ortada birden bire kırılmış itiyatların boşluğu var. Bu boşluğu etrafımda duyuyorum; fakat bu ölüye karşı bendeki asıl kuvvetli his, acımaktan ziyade gıpta etmek. Ne mutlu ona, diyorum. Ölüm gibi bir nimete kavuştu. Bazen içimden geliyor. Talihe yardım etsem, bu nimeti kendi elimle arasam. (İntihar etmeyi düşünüyor)

Ben dindar bir kadınım. Bütün benliğim böyle bir duyguya karşı isyan ediyor. Bu vücut bana emanet bir şey. El kaldırmaya ne hakkım var. Tüylerim ürpererek düşünüyorum. İki saat sonra gece olacak. Her tarafı karanlık basacak. Faturalar ödenmediği için elektrik, su ve hava gazı yok, hepsi kesik. Bütün bir gece karanlık geçecek. Günden güne etrafa bir kat daha yayılan ölüm kokusunu daha korkunç bir suretle duyacağım."
-----
Oysa; dedesi yaşında ki eşinin ölümünden sonra Nevzat Hanim`ın hayatı bambaşka bir yola girmiştir.
1927‘de tekrar Türkiye`ye dönen Nimet Nevzat Hanım, bir kaptan ile evleniyor.
Nimet Hanım, 1964 yazında Anadolu Hisar'daki evinde oturuyor
Oğlu Mustafa Seferoğlu`dur, Nimet Hanım`ın Selçuk adında kızı vardır. Ressam Günseli Kato da Selçuk Hanım`ın kızıdır.
Ömrünün geri kalanını bir yalıda geçiriyor.
Beş kere hacca giden Nimet Hanım, 1992 yılında, Vahdettin’in ölümünden 66 yıl sonra 91 yaşında Istanbul`da hayata gözlerini yumuyor.

(2017)
Hayati YILMAZ ile
Zonguldak Tarih 


Seyyid İbrahim Hamdi Efendi

Bartın’ın Yeniköy'e bağlı Küçük Enduz Köyü'de, (O zamanlar Ulus İlçesi'ne bağlı) 1680 yılında doğdu.
Osmanlı seyyah ve coğrafyacısıdır.
Kendisi çocukluk çağı eğitimini memleketinde tamamladıktan sonra, babası ile birlikte II. Mustafa'nın (1695-1703) Balkan seferlerinde bulunmuş; önce Yanova şehrine, burasının elden çıkmasından (1696) sonra Temeşvar'a yerleşmişlerdir.
İbrahim Efendi bu şehirde 20 yıl ikamet etmiştir. Günümüzde Romanya sınırları içerisinde yer alan Temeşvar'da sürdürdüğü eğitimi sırasında Şeyh Selim Dede (ö. 1713), Hacı Eyüp Efendi ve Piri Ahmed Efendi'den ders almıştır.
İbrahim Hamdi Efendi 1696 senesinden itibaren 20 yıl ikamet ettiği Temeşvar Eyaleti'nde eğitimini tamamlayıp, askeri hizmetler üstlenmiş; önce cebeci neferi olmuş aynı zamanda arkadaşı Nişovalı Zaim ile birlikte Avusturya'dan İslam ülkelerine cıva madeni ihracatı yaparak, serbest ticaret faaliyetlerinde bulunmuştur. Hocalarından Şeyh Selim Dede yaşadığı dönemin padişahları tarafından da tanınan ve sözüne itibar edilen bir şahsiyettir. İbrahim Hamdi Efendi de onun çevresinden bir hanımla evlenmiştir.
İbrahim Hamdi Efendi Temeşvar'ın elden çıkmasından (1716) sonra, önce Tırnova'ya gitmişse de daha sonra bugün Ukrayna sınırları içinde yer alan Hotin'e yerleşmiştir. Hotin Muhafızı (Valisi) Abdi Paşa'nın sır katipliği yanında Cephane Katibi ve arkasından Hotin Defterdarı Katibi olmuştur. 1721 senesinde Hotin Kalesi tamirat işlerini yapan ekibin içinde aktif olarak görevler de almıştır.
İbrahim Hamdi Efendi Lehistan'da yaşayan Lipka Tatarlarının lisanını öğrenmiş; Hotin Muhafızı Abdi Paşa(ö. 1722)onlarla olan diplomotik ilişkileri ve yazışmaları İbrahim Efendi Efendi aracılığı ile gerçekleştirmiştir.
1729 ve 1750 Seneleri arasında, Atlas adıyla 2 ciltlik coğrafya eserini yazmış ve daha sonra yaptığı ilavelerle eserini genişletmiştir.
Seyyid İbrahim Hamdi Efendi Atlas adlı eserinin 1. Cildinde kendi doğduğu köy, çevresi ve ailesi hakkında çok geniş bilgilerin yanı sıra Anadolu şehirleri hakkında da bilgiler vermektedir.
Kastamonu Abdurrahmanpaşa Lisesi müdürlerinden Talat Mümtaz Yaman 1934 senesinden itibaren eserin 1. cildi üzerinde geniş incelemelerde bulunmuş; önce Konya ve civarı hakkındaki bilgileri (1938), daha sonra da elindeki nüshaya göre yazarı ve ailesini tanıtıp, memleketine dair verdiği bilgileri Halkevleri yayını olan Ülkü Dergisi'nde yayınlamıştır. Ancak, Mümtaz Yaman'ın özel kütüphanesinde bulunan Atlas'ın 1. cildi 1942 senesinde çıkan Kastamonu yangınında evi ve diğer eserleriyle birlikte yanmıştır. 1. ciltten geriye ancak Mümtaz Yaman Hocanın Ülkü ve Konya Dergilerinde yayınlamış olduğu kısımlar kalmıştır.
İbrahim Hamdi Efendi, Atlas'ın 2. cildinde eğitimi ve daha sonra memuriyeti dolayısı ile ömrünün önemli bir bölümünü geçirdiği Rumeli memleketleri ile İstanbul hakkında geniş ve orijinal bilgiler vermektedir. Coğrafyacılık hakkında, dünyanın tarifi, hareketlerini ve mevsim değişimi ile Astronomi konularını anlatmaktadır. Afrika, Avrupa ve Amerika şehirlerine de yer vermektedir. 2. cildinin tek yazma nüshası İstanbul Süleymaniye Kütüphanesinde bulunmaktadır.
Bartınlı İbrahim Hamdi Efendi 1762 yılında vefat etmiştir.

Hayati Yılmaz ile
Zonguldak Tarih

 

İpsiz Recep 

1868 yılında Rize’nin Portakallık mahallesinde doğdu. Babası gibi çocuk yaşlarından itibaren , balıkçılık yapmaya başladı. Daha sonra Batum , Poti limanlarına erzak götürüp , oradan gaz yağı, şeker ,tuz ,un gibi erzakları alıp, memleketi Rize ve Trabzon’da satardı.   Birinci Dünya Savaşı başlamadan önce, Rusya topraklarında ticareti geliştirdi fakat ;bunun yanında kaçakçılık da yapıyordu. Kabadayı tarzı ile,  yanında elaman gezdirmeye dikkat ediyordu. Çete reisliğine o zaman başladı. Bu sefer Ermeni çeteleri ile karşı karşıya geldi. Onlardan birini öldürünce, Ruslar tarafından Batum’da tutuklandı. Sibirya’ya sürgüne gönderildi. Burada soğukta, taş ocaklarında çalıştı.   10 sene hapiste kaldıktan sonra 1917 yılında firar etti. O sırada Rize ,Rus işgali altındaydı. Yerel direnişçilerin çetesine katıldı. Bir gün ,250 tonluk bir rus gemisi karaya oturunca , arkadaşları ile birlikte gemiyi ele geçirdiler. Bu gemiyi , Rize’den Zonguldak kıyılarına getirdiler. Gemiyi resmi olarak kullanamadıkları için,  bir süre bir koya sakladılar. Bu arada Zonguldak caddelerinde tanınmaya başlandı. Bu sırada 50 yaşındaydı. Zonguldak’ta işsiz güçsüz geziyor ,kabadayılıkla tanınıyordu.   İpsiz lakabını da Zonguldak’ta aldı. Bu şehirde alt kademede bir kişi , ya madencilik ya da en azından hamallık yapardı. Hamallar taşıyacağı yükü sırtına bağlayacağı için;  her zaman boynunda ip ile dolaşırdı. Hamal bile olmak istemeyip, işsiz güçsüz gezenlere de bu yüzden’’ ipsiz ‘’denirdi.   Bir süre sonra Zonguldak’ta kaçak kömürü işine başladı. Zonguldak’tan aldığı kömürü İstanbul’a taşıyordu. Fakat talihi,  tekrar yüzüne sırt çevirdi. Bu seferde Fransızlar, yaşadığı Zonguldak’a asker çıkarmıştı. Böylelikle limanın kontrolü de Fransızlara geçmişti.   İpsiz Recep, Fransızlara ilk burada kafayı taktı. Ara sıra Fransız askerlerle didişmeye başladı. Bir Cuma namazı çıkışında iki Fransız askerini tokatlayınca, tutuklandı , Soğuksu karakoluna götürüldü. Burada hırpalandı. Fakat şehirde sesler yükselmeye başlayınca ,salıverildi.   Bu olaydan sonra Fransızlara iyice bilenmişti. . Laz emin, Dursun Reis  gibi kendisi gibi kabadayı tayfası ile Zonguldak’ta gizli gizli toplantılar yapıyorlardı. Zaman zaman Fransız ve Senegal askerlerinden silah çalmaya başladılar. Cephanelikleri boşaltılar. İncivez tepelerinden Fransızların kapattığı Fener bölgesine ,rast gele taciz atışları yapıyorlardı. Kendilerinden şüphelenen Fransızlar ,ilk önce Dursun kaptanı Zonguldak’tan sürdüler. İpsiz Recep , Sakarya’ya kaçtı. Burada Sardala koyunda, çetesine adam toplamaya başladı. Bu sefer denizde gördükleri gemilere saldırıp, kömür çalmaya başladılar. Kefken Adasını adeta üst olarak kullanıyorlardı.     Zonguldak’taki Müdafa-i Hukuk Cemiyeti ile irtibatlı olarak çaldıkları kömürleri ve ele geçirdiği silahları İnebolu’ya götürmeye başladılar.   Bolu ,Zonguldak ve Sakarya çevresinde Türk köylerine, Rum çeteleri baskın düzenliyordu. Ayrıca İstanbul’dan silahları kaçıran gemilere saldırı düzenliyorlardı.  Şile ile Zonguldak arasında kalan deniz güzergahı , Kurtuluş Savaşı için çok önemli konumdaydı. Anadolu’ya kaçırılacak silah ve mühimmatların buradan geçmesi gerekiyordu. O zamanın Kuva-i Milliye istihbarat teşkilatı,  Mim Grubundan Yüzbaşı Ziya Bey , İpsiz’den yardım istedi. Bunun üzerine  İpsiz Recep ve çetesi,  bu çetelerden en güçlüsü olan Giritli Andol çetesini darma duman etti. Ardından Sarıyer taş ocağında saklanan , Kristo ve çetesine baskın düzenleyerek, tüm elemanlarını öldürdüler. Bir başka Rum çetesi lideri Atanazı’yı , Şilede bir kahvehane öldürürler. Çetesi ile çatışmaya girdiler , İpsizin Yeğeni Hamza, bu çatışmada hayatını kaybetti. Atanaz çetesi , Belgrad ormanlarına kaçtı. Arkasından giden Recep Reis ve arkadaşları her birini ormanda yakalayarak öldürdü...    Birinci İnönü Muharebesi   sırasında çete reislerini Mustafa Kemal Paşa  Ankara’ya çağırdı. Kendisine İpsiz yerine ‘’Emice’’ diye hitap etti. Ankara’ya çağırılanlar arasında Çerkez Ethem de vardı. Mustafa Kemal onlara orduya katılmaları teklifinde bulundu. Çerkez Ethem itiraz etti ,İpsiz Devlet ‘’ne derse ben onu yaparım’’ diyerek bu teklifi kabul etti. Daha sonra kendisine rütbe verilerek orduya katılması sağlandı. Yanındaki 1200 kişi ile Sakarya Savaşına yüzbaşı olarak atandı. Büyük taarruzda görev aldı.    İpsiz Recep savaştan sonra Sakarya’ya yerleşerek , Ölümüne kadar burada yaşamıştır.   Milli kahramanımız İpsiz Recep ,11 Haziran 1928 tarihinde , 60 yaşınayken hayata veda etti

.Hayati Yılmaz ile

Zonguldak Tarih,

Yorumlar
* Bu e-posta internet sitesinde yayınlanmayacaktır.
BU SİTE İLE KURULMUŞTUR